Gazeteci Yazar Yusuf Gül Yazdı: "Binaların Hakimi, Gönüllerin Enkazı: Güç Siyasetinin Demokratik Kırılması"
Gazeteci Yazar Yusuf Gül Yazdı: "Binaların Hakimi, Gönüllerin Enkazı: Güç Siyasetinin Demokratik Kırılması"
Siyaset, en yalın tanımıyla bir rıza üretme ve kitleleri ortak bir ideale inandırma sanatıdır. Bu sanatın icra edildiği en meşru zemin ise taş binalar, parti merkezleri veya genel başkanlık koltukları değil; seçmenin kalbi ve zihnidir. Türk siyasi tarihinin en köklü çınarı olan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ve onun eski lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun son dönemde çizdiği siyasi portre, bu yalın gerçeğin göz ardı edilmesinin doğurduğu ağır sonuçları gözler önüne sermektedir. Bir dönem geniş kitlelerin umudu olan, "adalet" yürüyüşleriyle toplumsal muhaleti birleştiren bir aktörün; sert parti içi mücadeleler, yönetim binalarını elde tutma hırsı ve tabandan kopuk eylemler neticesinde kendi siyasi mirasını bir enkaza dönüştürmesi, siyaset bilimi açısından ibretlik bir ders niteliğindedir.
TAŞ BİNALARIN İLLÜZYONU VE SEÇMEN GERÇEĞİ
Siyasi partiler için genel merkez binaları birer semboldür; ancak bu semboller içleri toplumsal rıza ile doldurulduğu müddetçe bir anlam ifade eder. CHP içinde yaşanan son kurultay süreçleri ve sonrasındaki "koltuğu ve binayı bırakmama" ya da "yönetimi perde arkasından kontrol etme" çabaları, siyasetin merkezini şaşırdığının en net göstergesidir.
Parti yönetim binasını elinde tutmak, delege mekanizmalarına hükmetmek veya bürokratik gücü elinde bulundurmak, bir lidere geçici bir konfor alanı sağlayabilir. Ancak sandık önüne geldiğinde seçmen, partinin koridorlarında kimin yürüdüğüne değil, o partinin kendi dertlerine derman olup olamadığına bakar. Yönetim binalarını tahkim etmek, seçmenin iradesini ipotek altına almaya yetmez. Seçmen, kendisini dinlemeyen, taleplerine kulak tıkayan ve sadece kendi iç iktidar kavgalarına odaklanan bir yapıyı hızla cezalandırma refleksine sahiptir.
GÖNÜLLERDE KURULAN TAHTIN YIKILIŞI
Kemal Kılıçdaroğlu, Türk siyasetinde uzun süre "helalleşme", "kucaklaşma" ve "demokratik ittifak" söylemleriyle farklı kesimlerin takdirini toplamış bir liderdi. Toplumun taban tabana zıt kutuplarını aynı masa etrafında toplama başarısı, onu birçok insanın gözünde adil bir arabulucu ve devlet adamı figürüne dönüştürmüştü. Bu dönemde Kılıçdaroğlu, zor bir coğrafyada ve kutuplaşmış bir iklimde adeta gönüllerde bir taht kurmuştu.
Ancak özellikle seçim dönemleri ve sonrasındaki süreçte izlenen stratejiler, bu tahtın temellerini sarstı. Seçim mağlubiyetinin ardından gelen özeleştiri eksikliği, tabandaki büyük hayal kırıklığına rağmen koltukta ısrar edilmesi ve parti içi muhalefeti bastırmaya yönelik sert politikalar, seçmen nezdinde "demokrat dede" imajının yerini "güç ve koltuk odaklı" bir siyasetçiye bırakmasına yol açtı. Siyasette güven, inşa edilmesi onlarca yıl süren ancak yıkılması an meselesi olan soyut bir köprüdür. Kılıçdaroğlu ve ekibinin statükoyu koruma adına attığı eylemsel adımlar, bu güven köprüsünü yıkarak geçmişteki tüm olumlu mirası bir enkaz yığınına çevirdi.
SİYASİ HAYATIN SONU VE GÖNÜLLERDEN ÇÖPE ATILMA
Bir siyasetçinin kariyeri sadece sandıkta bitmez; asıl bitiş, seçmenin zihninde meşruiyetini ve inandırıcılığını kaybettiği an gerçekleşir. CHP'nin yapısal olarak halktan uzaklaşan, sadece iç iktidar hesapları yapan kavgalı görüntüsü ve bu süreçlerin başaktörlerinin ısrarcı tutumları, seçmende derin bir yabancılaşma yarattı.
Dünün "umut" diye sarıldığı isimler, bugün vizyonsuzluğun, değişime direnmenin ve bencilce yürütülen güç savaşlarının sembolü haline gelmiştir. Geniş kitlelerin sevgisini kazanmışken, dar bir delege ve yönetim klikleşmesine sığınarak siyaset yapmaya çalışmak, bir lideri gönüllerin zirvesinden alıp siyasi tarihin tasfiye edilmişler sayfasına, yani adeta "gönüllerin çöpüne" fırlatır.
SONUÇ
Cumhuriyet Halk Partisi ve Kemal Kılıçdaroğlu ekseninde yaşanan bu dramatik dönüşüm, güç siyasetinin demokratik siyaset karşısındaki yenilgisinin ilanıdır. Siyasetçi, gücünü binalardan veya tüzüklerden değil, halktan alır. Halkın değişim ve adalet talebini göremeyen, kendi ikbalini partinin ve ülkenin önünde tutan her aktör, ne kadar köklü bir geçmişe sahip olursa olsun tasfiye olmaya mahkumdur. Arkasında geniş bir hayal kırıklığı ve yıkılmış umutlar bırakan bu dönem, Türkiye’de siyaset yapmak isteyen herkes için kulağa küpe olması gereken bir enkaz vizyonu sunmaktadır.
GÖNÜL TAHTINDAN ENKAZA
Taş binalar kalmaz sultan olana
Koltuk hırsı açtı derin yarayı
Seçmen pirim vermez yalan dolana
Halkım baştan yıktı sahte sarayı
Gönül bahçeleri döndü enkaza
Kulak tıkadılar dertli avaza
Böyle düzen sığmaz kışa ya yaza
Sandık gelip kesti acı cezayı
İkbal sevdasıyla kalpler kırıldı
Umut bağlayanlar candan yoruldu
Hesap günü elbet hesap soruldu
Gördü kibirlenen mutlak kazayı
Kemal Bey’in bitti hükmü, sıfatı
Halka sırt dönenin zordur vefatı
Âşık Gezgin söyler acı hakgati
Tarih unutmaz hiç böyle ezayı
ŞİİR YAZAR GAZETECİ
YUSUF GÜL (GEZGİN'İ)
Etiketler
Yorumlar (0)
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!
İlgili Haberler
Cihan Butak Köşe Yazısı: "Zaloğlu Rüstem Gibi Adamlara Selam Olsun"
9 saat önce
Eğitimci Yazar Hayri Bostan Köşe Yazısı: "Şu Dünyanın Haline Bak"
21 saat önce
Gazeteci Yazar Yusuf Gül Yazdı: İstanbul'un Fethi Destanı Şiiri
21 saat önce
Eğitimci, Şair Yazar, Yaşam Koçu Canan Çakar Yazdı: "Kul Hakkından Arınmak: Bu Bayramı "Helalleşme" Miladı Yapmak
3 gün önce
Şair Yazar Elif Doğan Yazdı: "Gözümün Nuru Armi"
3 gün önce

