Avrasyanın Sesi - Tarafsız Okuma
Reklam

Yusuf Gül Köşe Yazısı: Mezhep Üzerinden Siyaset Yapılmaz: Aleviler Kimsenin Siyasi Hesap Defteri Değildir

Yusuf Gül Köşe Yazısı: Mezhep Üzerinden Siyaset Yapılmaz: Aleviler Kimsenin Siyasi Hesap Defteri Değildir

| | 13 dakika okuma | 162 görüntülenme
Yusuf Gül Köşe Yazısı: Mezhep Üzerinden Siyaset Yapılmaz: Aleviler Kimsenin Siyasi Hesap Defteri Değildir
Yusuf Gül Köşe Yazısı: Mezhep Üzerinden Siyaset Yapılmaz: Aleviler Kimsenin Siyasi Hesap Defteri Değildir
Paylaş:

Bir siyasetçinin görevi toplumu kimliklerine göre bölmek değil, farklılıklarına rağmen aynı ülkede yaşayan insanları ortak bir hukuk ve adalet zemininde buluşturmaktır.

Bu nedenle Aleviler üzerinden yapılan son siyasi değerlendirmeler yalnızca bir siyasi tartışma olarak görülemez. Çünkü milyonlarca insanın inancını ve kimliğini belli siyasi hesapların içine yerleştiren bir dil, yalnızca siyasetçiyi değil, toplumun tamamını ilgilendirir.

"Ali'siz Aleviler", "siyasal Aleviler" ve Alevilerin geçmişten bugüne belirli siyasi liderlerle hesaplaşma içinde olduğu yönündeki genellemeler, ciddi bir soruyu beraberinde getiriyor:

Bir yurttaşın siyasi tercihinin açıklaması neden önce onun mezhebinde aranıyor?

Bir Alevi yurttaş iktidarı eleştirebilir.

Bir Alevi yurttaş iktidarı destekleyebilir.

Bir Alevi yurttaş hiçbir siyasi partiye oy vermeyebilir.

Bunların tamamı demokratik bir toplumda mümkündür.

Çünkü Aleviler tek bir siyasi parti değildir.

Tek bir siyasi düşünce değildir.

Tek bir merkezden yönetilen siyasi yapı hiç değildir.

Alevi yurttaşların tamamını aynı siyasi tercihin içine yerleştirmek ne kadar yanlışsa, Sünni yurttaşların tamamını da aynı siyasi tercihin içine yerleştirmek o kadar yanlıştır.

İnsanları mezhepleriyle açıklamak, onları birey olmaktan çıkarıp bir siyasi kalıbın içine hapsetmektir.

Oysa demokrasi, tam tersini savunur:

İnsan önce yurttaştır, sonra siyasi tercihini kendi iradesiyle belirleyen bireydir.

Siyaset konuşulacaksa siyaset konuşalım.

Menderes dönemini tartışalım.

Özal dönemini tartışalım.

Erbakan dönemini tartışalım.

Erdoğan dönemini tartışalım.

Çözüm sürecini, başkanlık tartışmalarını, devlet politikalarını, siyasi görüşmeleri ve Türkiye'nin yakın tarihindeki bütün gelişmeleri belgeleriyle ele alalım.

Kim ne yaptı?

Kim ne söyledi?

Hangi karar alındı?

Hangi politika uygulandı?

Bunları tartışmak siyasetin doğal görevidir.

Ama bütün bunları yaparken milyonlarca Alevinin inancını siyasi bir hesaplaşmanın parçası haline getirmek başka bir şeydir.

Tarih konuşacaksanız belgeyle konuşun.

Siyaset konuşacaksanız politikalarla konuşun.

Eleştiri yapacaksanız kararları ve aktörleri eleştirin.

Ama insanların inancını siyasi suçlama dosyasına dönüştürmeyin.

Çünkü bunun adı siyasi analiz değil, kimlik üzerinden genellemedir.

Bir başka mesele de "Ali'siz Aleviler" gibi ifadelerle insanların inançlarının siyasetin içine çekilmesidir.

Aleviliği birkaç siyasi cümleyle tarif etmek mümkün değildir.

Alevilik, tarih boyunca farklı coğrafyalarda ve farklı kültürel şartlarda gelişmiş zengin bir inanç ve kültür geleneğidir.

Dolayısıyla Alevilerin inancını onların adına tanımlayıp ardından bu tanımı siyasi bir suçlama aracına dönüştürmek doğru değildir.

Bir insanın inancı üzerinden onun siyasi sadakatini, siyasi tercihini veya siyasi niyetini belirlemeye çalışmak demokratik düşünceyle bağdaşmaz.

Aleviler kendi inançlarını kendileri ifade eder.

Siyasetçilerin görevi ise inançların üzerinde hüküm kurmak değil, bütün yurttaşların eşit haklara sahip olmasını sağlamaktır.

Şunu özellikle ayırmak gerekir:

Bir Alevinin Erdoğan'ı eleştirmesi, onun Alevi olmasından kaynaklanmak zorunda değildir.

Tıpkı bir Sünninin Erdoğan'ı desteklemesinin yalnızca Sünni olmasından kaynaklanmak zorunda olmadığı gibi...

İnsanların siyasi tercihleri vardır.

Hayat tecrübeleri vardır.

Ekonomik beklentileri vardır.

Dünya görüşleri vardır.

Vicdanları vardır.

Ve nihayetinde kendi özgür iradeleri vardır.

Bütün bunları bir kenara bırakıp insanın siyasi tercihini mezhebine bağlamak, siyaset analizini basitleştirmekten başka bir işe yaramaz.

Türkiye'nin yakın tarihi bize kimlik ve mezhep üzerinden yürütülen siyasetin ne kadar tehlikeli olabileceğini yeterince gösterdi.

Bu ülke artık yeni fay hatlarına değil, ortak bir zemine ihtiyaç duyuyor.

Siyasetçinin kelimesi bu nedenle sıradan bir kelime değildir.

Bir cümle milyonlarca insanın önüne bırakıldığında, o cümlenin sorumluluğu da büyür.

Siyasetçinin görevi toplumdaki farklılıkları birbirine karşı kullanmak değil, o farklılıkların birlikte yaşamasını sağlamaktır.

Yangına körükle gitmek kolaydır; zor olan ateşi söndürmektir.

Kolay olan insanları "biz" ve "onlar" diye ayırmaktır.

Zor olan herkesin hakkını aynı anda savunmaktır.

Kolay olan mezhepler üzerinden siyasi hesap yapmaktır.

Zor olan adalet üzerinden siyaset yapmaktır.

Türkiye'nin ihtiyacı da tam olarak budur.

Aleviler kimsenin siyasi hesabında bir dipnot değildir.

Hiçbir siyasi partinin doğal seçmeni değildir.

Hiçbir liderin doğal düşmanı değildir.

Hiçbir siyasi hareketin otomatik destekçisi değildir.

Aleviler de diğer bütün yurttaşlar gibi düşünen, sorgulayan, destekleyen, eleştiren, itiraz eden ve kendi kararını veren insanlardır.

Bu gerçeği kabul etmek zor değildir.

Yeter ki insanlara kimliklerinden önce yurttaş olarak bakmayı bilelim.

Bugün Aleviler üzerinden konuşanların yarın başka bir topluluğu aynı yöntemle hedef almayacağının hiçbir garantisi yoktur.

Bugün bir mezhep üzerinden siyasi kategori oluşturursanız, yarın başka bir mezhep, başka bir etnik kimlik veya başka bir toplumsal kesim aynı yöntemin hedefi olabilir.

Bu yüzden mesele yalnızca Alevilerin meselesi değildir.

Bu, Türkiye'de nasıl bir siyaset dili istediğimiz meselesidir.

İnsanları inançlarına göre ayıran bir siyaset mi?

Yoksa herkesi hukuk karşısında eşit gören bir siyaset mi?

Cevap aslında çok açık.

Kimse bir yurttaşa inancı nedeniyle siyasi kimlik biçemez.

Kimse milyonlarca insanı tek bir siyasi kategoriye sıkıştıramaz.

Kimse bir toplumun inancını siyasi hesaplaşmanın malzemesi yapamaz.

Ve hiç kimse, farklı düşündüğü için bir vatandaşın inancını sorgulama hakkına sahip değildir.

Siyaset yapacaksanız fikirlerle mücadele edin.

Politikaları eleştirin.

Kararları sorgulayın.

Belgeleri ortaya koyun.

Ama insanların inancını hedef tahtasına koymayın.

Çünkü bir ülkeyi güçlü yapan herkesin aynı düşünmesi değildir.

Bir ülkeyi güçlü yapan, farklı düşünen insanların birbirinin hakkını savunabilmesidir.

Ve gerçek demokrasi tam da burada başlar:

Benim gibi düşünmeyen insanın da benim kadar özgür, benim kadar değerli ve benim kadar eşit olduğunu kabul ettiğim yerde.

Son söz:

Aleviler kimsenin siyasi hesap defteri değildir.

Hiçbir mezhep siyasetin hedef tahtası olmamalıdır.

Bu ülkenin yurttaşlarının inancını değil, hakkını konuşun.

Çünkü Türkiye'nin geleceğini mezhep üzerinden yapılan hesaplaşmalar değil; adalet, hukuk, özgürlük ve eşit yurttaşlık inşa edecektir.

ALTAN TAN'A AÇIK UYARI: SİYASİ HESAPLARINIZI ALEVİLER ÜZERİNDEN YAPMAYIN

Siyaset yapabilirsiniz. İktidarı eleştirebilirsiniz. Muhalefeti eleştirebilirsiniz. Türkiye'nin yakın tarihini kendi siyasi perspektifinizden yorumlayabilirsiniz.

Bunların hepsi demokratik siyasetin doğal parçalarıdır.

Fakat milyonlarca Aleviyi birkaç siyasi sıfatla tanımlamaya, onların inançlarını siyasi hesaplaşmaların içine çekmeye ve bir inanç topluluğunun tamamını belli siyasi saiklerle hareket eden bir kitle gibi göstermeye kalktığınızda, artık yalnızca siyasi bir değerlendirme yapmış olmazsınız.

Toplumsal bir kimlik hakkında hüküm vermiş olursunuz.

İşte tam da burada itiraz ediyoruz.

Altan Tan, Aleviler sizin siyasi hesaplaşmanızın neresinde?

Bir Alevi yurttaş iktidarı eleştirebilir.

Bir başka Alevi yurttaş iktidarı destekleyebilir.

Bir diğeri hiçbir siyasi partiye oy vermeyebilir.

Bunların hepsi mümkündür.

Çünkü Aleviler tek bir siyasi parti değildir.

Tek bir siyasi düşünce değildir.

Tek bir liderin seçmeni değildir.

Tek bir merkezden hareket eden siyasi yapı hiç değildir.

Aleviler de diğer bütün yurttaşlar gibi farklı düşünür, farklı tercihler yapar ve sandıkta kendi iradesiyle karar verir.

Bu nedenle bir Alevinin siyasi tercihinin açıklamasını önce mezhebinde aramak doğru değildir.

İnsanı inancına göre siyasi kategoriye ayırmak, demokratik siyaseti daraltmaktır.

ALTAN TAN, SİYASETİ SİYASETLE TARTIŞALIM

Menderes'i konuşacaksanız Menderes'in politikalarını konuşun.

Özal'ı konuşacaksanız Özal'ın politikalarını konuşun.

Erbakan'ı konuşacaksanız Erbakan'ın siyasi çizgisini konuşun.

Erdoğan'ı konuşacaksanız Erdoğan'ın kararlarını ve politikalarını konuşun.

Çözüm sürecini konuşacaksanız belgeleri, görüşmeleri ve siyasi sonuçları ortaya koyun.

Öcalan'la yapılan görüşmeleri tartışacaksanız, bunu siyasi tarih ve belgeler üzerinden tartışın.

Bütün bunları konuşmak hakkınızdır.

Ama siyasi aktörlerle ilgili değerlendirmelerin üzerine milyonlarca Alevinin inancını koyup bir siyasi hesaplaşma tablosu oluşturmak başka bir şeydir.

Siyasi hesabı siyasetçilerden sorun; bir mezhebin tamamına fatura çıkarmayın.

Tarih konuşacaksanız belgeyle konuşun.

Siyaset konuşacaksanız politikayla konuşun.

Eleştiri yapacaksanız kararları ve siyasi aktörleri eleştirin.

Ama insanların inancını siyasi suçlama dosyasına dönüştürmeyin.

"ALİ'SİZ ALEVİLER" SÖZÜ ÜZERİNE

Altan Tan, "Ali'siz Aleviler" gibi bir ifade kullandığınızda yalnızca siyasi bir değerlendirme yapmış olmuyorsunuz.

İnsanların inançları hakkında tanımlayıcı bir hüküm kuruyorsunuz.

Burada sormak gerekiyor:

Bir Alevinin inancını hangi ölçüyle değerlendirme hakkını kendinizde görüyorsunuz?

Aleviliğin nasıl yaşanacağına kim karar verecek?

Bir Alevinin inancının siyasi sadakatini belirlemek kimin görevi?

İnançlar siyasi polemiklerin malzemesi değildir.

İnsanların dini ve kültürel kimlikleri, siyasi hesaplaşmalarda kullanılacak etiketler değildir.

Alevilerin inancını Aleviler konuşur.

Siyasetçilerin görevi ise bütün yurttaşların eşit haklara sahip olduğu bir hukuk düzenini savunmaktır.

BİR İNSANIN SİYASİ TERCİHİ MEZHEBİYLE AÇIKLANAMAZ

Altan Tan, bir Alevinin Erdoğan'ı eleştirmesi onun Alevi olmasından kaynaklanmak zorunda değildir.

Tıpkı bir Alevinin Erdoğan'ı desteklemesinin de yalnızca Alevi olmasından kaynaklanmayacağı gibi.

İnsanın siyasi tercihini belirleyen çok sayıda unsur vardır:

Hayat tecrübesi vardır.

Ekonomik koşulları vardır.

Dünya görüşü vardır.

Adalet anlayışı vardır.

Özgürlük anlayışı vardır.

Yaşadığı çevre vardır.

Ailesi, eğitimi, geçmişi ve siyasi hafızası vardır.

Ve bütün bunların üzerinde kendi iradesi vardır.

İnsanı bütün bu özelliklerinden soyutlayıp yalnızca mezhebi üzerinden değerlendirmek, onu birey olmaktan çıkarıp bir kimliğin içine hapsetmektir.

Aynı yanlışı Sünniler için de yapsanız karşı çıkarız.

Çünkü mesele yalnızca Aleviler değildir.

Mesele, insanları inançları üzerinden siyasi olarak sınıflandırma alışkanlığıdır.

TÜRKİYE'NİN YENİ KİMLİK KAVGALARINA İHTİYACI YOK

Altan Tan, Türkiye'nin yakın tarihi bize kimlik ve mezhep üzerinden yürütülen siyasetin ne kadar ağır sonuçlar doğurabileceğini yeterince gösterdi.

Bu ülkenin yeni fay hatlarına değil, ortak bir zemine ihtiyacı var.

Siyasetçinin görevi toplumun fay hatlarını kaşımak değil, onları onarmaktır.

Siyasetçinin görevi insanlara yeni yaftalar bulmak değil, insanların haklarını savunmaktır.

Siyasetçinin görevi "biz" ve "onlar" ayrımını derinleştirmek değil, farklı insanların aynı hukuk içinde yaşayabileceği zemini güçlendirmektir.

Çünkü siyaset geçicidir.

İktidarlar değişir.

Partiler değişir.

Liderler değişir.

Fakat toplumun hafızasında bırakılan sözler uzun süre kalır.

Bu nedenle siyasetçinin kelimeleri sıradan kelimeler değildir.

Her sözün bir sorumluluğu vardır.

ALTAN TAN'A AÇIK ÇAĞRI

Bu nedenle Altan Tan'a açık ve net çağrımız şudur:

Aleviler üzerinden siyasi hesap yapmayın.

Alevileri tek bir siyasi kategoriye koymayın.

Alevilerin inancını siyasi polemik malzemesi haline getirmeyin.

Eleştireceğiniz kişi varsa kişiyi eleştirin.

Eleştireceğiniz parti varsa partiyi eleştirin.

Eleştireceğiniz politika varsa politikayı eleştirin.

Belgeniz varsa belgeyi ortaya koyun.

İddianız varsa dayanağını gösterin.

Ama milyonlarca insanın inancını siyasi hesabınızın içine çekmeyin.

Çünkü bir siyasetçinin söylediği söz, sıradan bir sohbet cümlesi değildir.

Toplumun önünde söylenir.

Milyonlarca insana ulaşır.

Bu nedenle sorumluluğu da büyüktür.

SON SÖZ

Altan Tan,

Aleviler sizin siyasi hesap defteriniz değildir.

Aleviler bir siyasi partinin doğal seçmeni değildir.

Aleviler herhangi bir liderin doğal düşmanı da değildir.

Onlar kendi aklıyla düşünen, kendi vicdanıyla karar veren ve kendi siyasi iradesini ortaya koyan yurttaşlardır.

Onlara siyasi kimlik biçmek sizin göreviniz değildir.

Siyaset yapacaksanız siyasetle mücadele edin.

Fikirle mücadele edin.

Politikayla mücadele edin.

Belgelerle mücadele edin.

Ama insanların inancıyla mücadele etmeyin.

Çünkü demokrasi, yalnızca sizin gibi düşünenlerin özgürlüğünü savunmak değildir.

Sizin gibi düşünmeyen insanın da hakkını savunabilmektir.

Ve unutmayın:

Aleviler kimsenin siyasi hesaplaşmasının günah keçisi değildir.

Hiçbir mezhep siyasetin hedef tahtası olmamalıdır.

İnançlar siyasi hesaplaşmanın malzemesi yapılmamalıdır.

Türkiye'nin geleceğini mezhep üzerinden kurulan siyasi hesaplar değil;

adalet, hukuk, özgürlük, eşit yurttaşlık ve birlikte yaşama iradesi inşa edecektir.

Altan Tan, siyasi hesabınızı siyasetçilerle görün; Alevilerle değil.

Çünkü bir mezhebin tamamını siyasi rakibiniz ilan etmek siyaset değildir.

Siyaset, karşınızdaki insanın kimliğine değil, ortaya koyduğu fikre cevap verebilmektir.

Avrasyanın sesi tarafsız haber sitesi Hatay il temsilcisi ve Yusuf gül gezgini medya imtiyaz sahibi

YUSUF GÜL

Yorumlar (0)

Yorum Yap

Yorumunuz onay sonrası yayınlanacaktır.

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!

İlgili Haberler

avrasyaninsesi.com, deneyiminizi geliştirmek için çerezler kullanmaktadır. Çerez kullanımına ilişkin detaylı bilgiye Çerez Politikası sayfamızdan ulaşabilirsiniz. Devam ederek çerez kullanımını kabul etmiş sayılırsınız.

Detay