Avrasyanın Sesi - Tarafsız Okuma
Reklam

Zekeriya Altuntaş Yazdı: Malazgirt'ten Dumlupınar'a İman Şuuru

Zekeriya Altuntaş Yazdı: Malazgirt'ten Dumlupınar'a İman Şuuru

| | 5 dakika okuma | 186 görüntülenme
Zekeriya Altuntaş Yazdı: Malazgirt'ten Dumlupınar'a İman Şuuru
Zekeriya Altuntaş Yazdı: Malazgirt'ten Dumlupınar'a İman Şuuru
Paylaş:

Tarih kitapları savaşları genelde somut rakamlarla anlatır: asker mevcudu, cephane stoğu, top sayısı ve menzil hesapları... Oysa sayfaları tefekkür eden bir nazarla araladığınızda, tarihin seyrini değiştiren kırılma anlarının hiçbir askeri formüle sığmadığını görürsünüz. Tarih, yalnızca kılıç şakırtılarının ve antlaşma metinlerinin kaydedildiği cansız bir kronoloji defteri değil; İlâhî iradenin ve Sünnetullah’ın yeryüzündeki tecelligâhıdır. Malazgirt’in uçsuz bucaksız ovasından Çanakkale sırtlarına ve Dumlupınar’a kadar her büyük dönüm noktası aynı hakikati fısıldar: Milletleri ayakta tutan ve muzaffer kılan asıl kuvvet, silahların mekanik gücü değil; kalplerdeki sarsılmaz imandır.

​Sayıca ve teçhizatça üstün olmak zahirde bir avantaj sağlayabilir; fakat teslimiyeti reddeden bir irade karşısında en gelişmiş teknolojiler bile aciz kalır. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm, maddeye ve sayıya tapanların karşısına şu ilahi kanunu koyar:

​"...Nice az topluluklar vardır ki, Allah'ın izniyle çok kalabalık topluluklara galip gelmişlerdir. Allah sabredenlerle beraberdir." (Bakara, 2/249)

​Çanakkale’de yokluk içindeki Mehmetçiğin karşısına dönemin en donanımlı armadasıyla çıkanlar, matematiğin bittiği yerde bu ayetin sırrının başladığını hesaba katamamışlardı. Bir milletin kaderi, cephane bittiğinde namluya süngü takıp bekleyen adanmışlıkta ve İstiklal Harbi’nde kağnılarla cepheye mermi taşıyan anaların nasırlı ellerinde düğümlendi.

​Bu sarsılmaz ruhun temelinde İ’lâ-yi Kelimetullah davası ve Nizam-ı Âlem gayesi yatar. Ecdat, kılıcını şahsi ihtiraslar, sömürü veya kibir için değil; yeryüzünde hakkı ve adaleti tesis etmek için kaldırmıştır. Âl-i İmrân Suresi 139. ayetteki "Gevşemeyin, hüzünlenmeyin. Eğer (gerçekten) iman etmiş kimseler iseniz üstün olan sizlersiniz" hitabı, Bedir’den Malazgirt’e ordularımızın kalbindeki yegâne parola olmuştur. Sultan Alparslan’a kefenini giydirip secdeye vardıran, Kut'ül-Amâre'de çöl sıcağında kibri dize getiren güç, Allah’ın vaadine duyulan tam yakîn ve tevekkül hâlidir.

​Elbette bu tevekkül, kınında bekleyen bir kılıcın pasifliği değildir. Enfâl Suresi 60. ayetteki "Onlara karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet hazırlayın" emrine mutlak bir itaattir. Kul sebeplere sarılır, lakin neticeyi yalnız Hak'tan bilir:

​"Allah size yardım ederse, sizi yenecek yoktur. Eğer sizi yardımsız bırakırsa, O'ndan sonra size kim yardım edebilir? Müminler, ancak Allah’a tevekkül etsinler." (Âl-i İmrân, 3/160)

​Bu şuurun zirvesi, ölümü bir yok oluş değil, fani olandan Bâki olana vuslat sayan şehadet arzusudur. Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) "Cennet kılıçların gölgesi altındadır" müjdesiyle yoğrulan kahramanlar, düşmanın yaşama hırsından katbekat büyük bir adanmışlıkla ölüme meydan okumuşlardır. Dünyayı bir istirahatgâh değil, imtihan ve cihad meydanı bilmişlerdir.

​Bu ilahi yardımın yeryüzüne inmesi ise uhuvvet (kardeşlik) ve vahdet (birlik) zeminine bağlıdır. Resûlullah (s.a.v.), "Müminler birbirlerini sevmekte, birbirlerine merhamet etmekte ve birbirlerini korumakta tek bir vücut gibidir" buyurur. Safların arasına tefrikanın, dünyevi hırsların ve asabiyetin (kavmiyetçilik) girdiği anlarda, Endülüs’te ve Balkanlar’da olduğu gibi acı hezimetler kaçınılmaz olmuştur.

​Bugün kuşanmamız gereken tarih şuuru şudur: Cephelerin mahiyeti değişmiş; süngülerin yerini algoritmalar, menzillerin yerini teknolojik ve ekonomik kuşatmalar almıştır; fakat kazanmanın manevi kanunları sabittir. İlimde, üretimde ve ahlakta muzaffer olmak için zihinlerimizi maddeci hezeyanlardan arındırıp ruhumuzu yeniden ihlas, gayret ve kardeşlikle donatmak mecburiyetindeyiz. Şanlı mirasımız; aklı çağın ötesinde, kalbi secde mahallinde olan ve tarihinden aldığı feyizle geleceği inşa eden nesillerin omuzlarında yükselecektir.

Tarihimizin sayfalarında Ağustos ayı alelade bir takvim yaprağı değil, adeta Nusretullah’ın ve sarsılmaz bir imanın coğrafyaya mühür vurulduğu mübarek bir mevsimdir. 1071’de Malazgirt ile Anadolu’nun kapılarını İslam’a ve adalete açan irade ile; Otlukbeli’de, Çaldıran’da, Mercidabık’ta, Mohaç’ta ve 1922’de Dumlupınar’da yedi düvele karşı istiklal meşalesini tutturan irade aynı kaynaktan beslenmiştir.

​Bu kutlu ayda kazanılan zaferlerin asıl sırrı şunlarda saklıdır:

​ Ağustos zaferleri birer istila veya toprak kazanma hırsı değil; yeryüzünde hakkı, nizamı ve adaleti hâkim kılma gayesi olan İ’lâ-yi Kelimetullah davasıdır.

Ölümü bir son değil, ebedî saadete ve Peygamber sancağı altına açılan bir kapı bilerek korkusuzca ileri atılma cesaretidir.

​Geçmişten bugüne vatanın her bir karışını kanlarıyla yoğurarak bizlere emanet eden, Malazgirt Ovası'ndan Dumlupınar sırtlarına kadar tevhid bayrağını yere düşürmeyen tüm aziz şehitlerimizi ve ebediyete irtihal eden kahraman gazilerimizi rahmet, minnet ve derin bir vefa ile yâd ediyoruz.

​Rabbimiz, mukaddesatı uğruna canlarını feda eden şehitlerimizin makamlarını âli eylesin; bizleri de onların taşıdığı bu kutlu şuura, fedakârlığa ve emanete layık birer muhafız kılsın. Milletimizi birlikten, dirlikten ve hak yoldaki zaferlerden ayırmasın. Ruhları şâd, mekânları cennet olsun.

Zekeriya ALTUNTAŞ 26.08.2026

Yorumlar (0)

Yorum Yap

Yorumunuz onay sonrası yayınlanacaktır.

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!

İlgili Haberler

avrasyaninsesi.com, deneyiminizi geliştirmek için çerezler kullanmaktadır. Çerez kullanımına ilişkin detaylı bilgiye Çerez Politikası sayfamızdan ulaşabilirsiniz. Devam ederek çerez kullanımını kabul etmiş sayılırsınız.

Detay