Ahmet Bilgehan Arıkan ile Satır Arası: İki Düğüm: Bilmemek ve Sevmemek
Ahmet Bilgehan Arıkan ile Satır Arası: İki Düğüm: Bilmemek ve Sevmemek
İki Düğüm: Bilmemek ve Sevmemek
Deniz, akşam saat sekize gelirken ofisteki ekranına boş gözlerle bakıyordu. Önündeki masada iki ayrı proje dosyası, mail kutusunda ise yan masadaki meslektaşının "Aramızda kalsın, bu raporu yetiştirmem imkânsız, bir el atsan?" mesajı açık duruyordu. Kendi işleri zaten başından aşkındı ama mesajı okur okumaz parmakları kendiliğinden yazmıştı: "Tazele bir kahve, hallederiz."
O sırada yanına şirket kıdemlilerinden Selim Bey yanaştı. Yılların tecrübesiyle Deniz’in gergin omuzlarına baktı, sonra ekrandaki mesaja.
"Deniz," dedi yumuşak bir sesle. "Sen hayır demeyi bilmiyor musun, yoksa hayır demeyi sevmiyor musun?"
Deniz duraksadı. "Fark eder mi Selim Bey? İki türlü de akşamın bu saatinde başkasının raporunu yazıyorum."
Selim Bey boş bir sandalye çekip oturdu. "Çok fark eder. Bilmemek ile sevmemek bambaşka iki düğümdür."
Deniz derin bir nefes aldı. "Bilmiyorum sanırım... Yani biri benden bir şey istediğinde zihnimde otomatik olarak tek bir yol açılıyor: 'Tamam.' Başka bir ihtimal gelmiyor ki aklıma. Sanki 'Hayır' kelimesi benim sözlüğümde hiç tanımlanmamış."
"İşte bu bilmemek," dedi Selim Bey. "Zihnin sınır çizmeyi bir seçenek olarak görmüyor. Sana öğretilmemiş ya da hiç pratik etmemişsin. Otomatik pilottasın."
Deniz başını salladı ama hemen ardından kaşlarını çattı. "Ama durun... Aslında bazen 'Hayır' demek geçiyor içimden. Bazen tam söyleyecek gibi oluyorum ama o an göğsüme bir ağırlık oturuyor. Ya beni bencillikle suçlarsa? Ya aramız bozulursa? O suçluluk duygusuyla yaşamaktansa, kalıp bu raporu sabaha kadar yazmayı tercih ediyorum."
Selim Bey gülümsedi. "İşte bu da sevmemek. Hayır demenin yollarını biliyorsun ama getireceği duygusal faturayı ödemek istemiyorsun. Çatışmadan kaçıyorsun, sevilmeme ihtimali canını yakıyor. Yani hayır demenin bedeli, kendi zamanından çalmanın bedelinden daha ağır geliyor sana."
"Peki hangisi daha kötü?" diye sordu Deniz, gözlerini ekrandan ayırmadan.
"Hiçbiri diğerinden kötü değil ama birbirini beslerler," dedi Selim Bey. "Hayır demeyi sevmeyerek başlarsın. İnsanları kırmamak, 'iyi insan' kalmak için sürekli 'Evet' dersin. Zamanla bu bir reflekse dönüşür ve artık sınırlarının nerede bittiğini bilmeyen biri olursun. Kendini terk etmeye başlarsın."
Deniz sandalyesinde geriye yaslandı. Masadaki dosyalara, ekrandaki mesaja baktı. İlk defa o suçluluk duygusunun arkasındaki mekanizmayı bu kadar net görüyordu.
"Peki ne yapmam gerek?"
Selim Bey ayağa kalktı, ceketini düzeltti. "Önce hangisi olduğunu kabul edeceksin. Bilmiyorsan, teknik öğreneceksin: 'Şu an yoğunum, yarın bakalım' demeyi deneyeceksin. Ama eğer sevmiyorsan... İnsanların senin sınırlarına saygı duymamasının bedelini, kendi hayatınla ödemeyi bırakacaksın. Birine 'Hayır' derken, aslında kendine 'Evet' dediğini hatırlayacaksın."
Selim Bey kapıya doğru yürürken Deniz mesaj kutusuna döndü. Yazdığı "Tazele bir kahve, hallederiz" cümlesini sildi. Parfüm kokulu, yapmacık bir nezaketle değil; dürüst ve net bir dille baştan yazdı:
"Bu akşam kendi projelerimi bitirmem gerekiyor, o yüzden sana yardımcı olamayacağım. Umarım bir yolunu bulursun."
Gönder tuşuna bastığında kalbi hızla çarptı. İçinde hafif bir suçluluk dalgası yükseldi ama onun arkasından, uzun zamandır hissetmediği garip bir hafifleme ve özgürlük duygusu geldi. Kendi sınırını çizmiş, ilk defa kendi hayatına sahip çıkmıştı.
Ekranı kapattı, çantasını aldı ve ilk defa hava henüz tamamen kararmadan ofisten dışarı adım attı. Rüzgâr yüzüne değdiğinde, insanın önce kendi içindeki kışa son vermesi gerektiğini anladı.
Çünkü biliriz ki; insan kendine 'Evet' demeyi öğrendiğinde... Sonrası Bahar.
Her çağıran sese koşmak kâr değil,
Her yükü sırtına almak ar değil,
Her “evet” iyilik, “hayır” zor değil;
Biraz da kendine kalmalı insan.
Dalını budayıp gölge dağıtma,
Kendini yakıp da elleri ısıtma.
Her gelen uğruna ömrü tüketme,
Külünü rüzgâra salmamalı insan.
Sınır çekmek değil gönülden sürmek,
Bazen yaşamaksa biraz da dönmek.
Her derde yetişip, yok öyle kendinden gitmek.
Her fedayı, fedakârlık sanmamalı insan.
Denizin kıyısı, gülün dikeni,
Korur yaradılış kendi düzeni.
Seven de bilmeli hududunu haddini.
Sevgiyi esaret sanmamalı insan.
Kimse kırılmasın diye kırılıp,
Her gidenin ardından savrulup,
Başkalarının baharına sarılıp
Kendi kışında kalmamalı insan.
Ne dünya yıkılır “hayır” demekle,
Ne sevgi eksilir sınır çizmekle.
Ömür geçirilmez baharı beklemekle;
Önce kendi toprağında açmalı insan.
Herkese can olup kendinden geçme,
Her susuz kalana hakkından verme.
El için baharken kendine kışı seçme;
Biraz da kendine yağmalı insan.
Çiğdem Ada
Yorumlar (1)
Yazıyı da şiiri de çok sevdim. Kaleminize yürfeğinize sağlık. Yazdıklarınızda kendimi buldum.
İlgili Haberler
Tarihçi Yazar Süleyman Pekin Yazdı: Sensizliğin Sınırları
7 saat önce
Ahmet Bilgehan Arıkan ile Satır Arası "İki Yemin Bir Rüzgar"
2 gün önce
Eğitimci Yazar Hayri Bostan Yazısı: Nihayet Ulaşıyoruz
3 gün önce
Eğitimci Yazar Hayri Bostan Yazısı: Orada Canlarımız
17 Ağustos 2026
Eğitimci Yazar Hayri Bostan Köşe Yazısı: Hayat Devam Ediyor
16 Ağustos 2026
