Avrasyanın Sesi - Tarafsız Okuma
Reklam

Yazar Vahap Acar Yazdı: Hissi Kablel Vuku

Yazar Vahap Acar Yazdı: Hissi Kablel Vuku

| | 5 dakika okuma | 185 görüntülenme | 1 yorum
Yazar Vahap Acar Yazdı: Hissi Kablel Vuku
Yazar Vahap Acar Yazdı: Hissi Kablel Vuku
Paylaş:

Hissi Kablel Vuku

İnsan başına gelecekleri önceden hissedebilir mi? Bu soru, zihnimin derinliklerinde yıllarca yankılanıp durmuştu. Ne zaman hayatın akışı içinde tuhaf bir sezgiye kapılsam, içimde ince bir ürperti belirir, sanki görünmeyen bir el perdeyi aralayıp bana bir şeyler fısıldardı.

Yazar Vahap Acar Yazdı: Hissi Kablel Vuku

Fakat bu düşünceyi asıl derinleştiren hadise, Erzincan’da İmam Hatip Lisesi’nde görev yaptığım yıllarda yaşadığım o unutulmaz olay olmuştu.

Günlerden bir gündü. Okulun koridorlarında derslerin telaşı, öğrencilerin sesi yankılanıyordu. O sırada bazı öğrenciler yanıma gelip, “Hocam, okul idaresine çok süslü, genç bir bayan geldi,” dediler. Ben o an üzerinde durmadım; hayatın içinden geçen bir ayrıntı gibi gelip geçti. Fakat biraz sonra müdür yardımcımız, aynı zamanda benim de eski hocam olan Yüksel Bey beni çağırdı.

Yüzünde hem bir ciddiyet hem de ince bir rica vardı.

“Hocam,” dedi, “eski öğrencim olan bir hanım var. Erzincan’ın tanınmış ailelerinden. Senden bir isteği var.”

Ne olduğunu sorduğumda, isteğin ağırlığı odaya sessizce yayıldı:

“Kırk gün boyunca, her gün kırk Yasin okunacak ve sonunda dua edilecek…”

İçimde bir tereddüt belirdi. Daha önce bu tür uygulamalara mesafeli olduğumu kendisi de bilirdi. Bunu açıkça dile getirdim. Ama hocamın ısrarı, hatırının ağırlığı ve o genç kadının haline dair anlattıkları beni yumuşattı. Nihayetinde bir şartla kabul ettim: Bu iş sadece Allah rızası için yapılacaktı, kimseye gösteriş olmayacaktı.

Okuldaki hafız öğrenciler aklıma geldi. Onları topladım. Hepsi hayatın kenarından gelmiş, ama gönülleri zengin çocuklardı. Gözlerinde samimiyet parlıyordu. “Çocuklar,” dedim, “Allah rızası için bir iş yapacağız. Var mısınız?”

Hiç tereddüt etmeden, “Varız hocam,” dediler.

O günden sonra kırk gün boyunca, her gün kırk Yasin… Sessiz sınıflarda, loş ışıklar altında, dudaklardan dökülen ayetler göğe doğru yükselirken, sanki görünmeyen bir rahmet iklimi okulu sarıyordu. Kırkıncı günün sonunda dualar edildi. İçimde tarif edemediğim bir huzur vardı.

Sonra o hanım, bu iyiliğin karşılığını vermek istedi. Hafız çocukları çağırdı. Onların eksiklerini giderdi, ihtiyaçlarını karşıladı. O gün çocukların yüzündeki sevinç, belki de en büyük mükâfattı. O an içimden, “Ne güzel bir vesile oldu bu,” diye geçirmiştim.

Ama hayat, bazen perdeyi bir anda kaldırır…

Aradan çok kısa bir süre geçmişti ki, Erzincan o büyük depremle sarsıldı. Yer yarılmış, gök çökmüş gibiydi. İnsanlar enkazların arasında sevdiklerini arıyordu.

Ben de tanıdıkların peşine düştüm. Kim yaşıyor, kim vefat etti…

Ve o hanımı sordum.

Cevap, içimde derin bir sessizlik bıraktı:

Erzincan PTT’sinin karşısındaki lüks dairede, beşinci katta… Enkazın altında kalmış ve vefat etmişti.

O an zihnimde iki sahne çarpıştı:

Kırk gün süren Yasinler… ve ardından gelen o büyük vedâ…

İşte o günden sonra bu soru içimde daha güçlü yankılanmaya başladı: İnsan, başına gelecekleri hissedebilir mi?

Ehl-i Sünnet âlimlerine göre, gaybı yani gelecekte olacakları kesin olarak bilmek yalnızca Allah’a mahsustur. Ancak kulun kalbine bazen bir “sezgi”, bir “ilham” veya bir “hissi kablel vuku” doğabilir. Bu, geleceği bilmek değil; Allah’ın dilemesiyle kalbe düşen bir uyarı, bir işaret mahiyetindedir.

Bu tür hisler kesin bilgi sayılmaz, dinî hükümlere dayanak olmaz; fakat kul için bir ibret, bir yöneliş vesilesi olabilir. Yani o genç kadının böyle bir istekte bulunması, belki de yaklaşan akıbetine dair kesin bir bilgi değil; kalbine doğan ince bir ürperti, bir hazırlık hissi olarak değerlendirilebilir.

Belki de o, yaklaşan bir vedâyı kelimelere dökemedi…

Ama kalbi, susarak konuştu…

Tasavvuf ehli der ki: “Kalp, bazen aklın görmediğini görür.” Çünkü kalp, Allah’ın nazargâhıdır. Oraya düşen bir his, bir sezgi, bazen bir davettir: “Hazırlan…”

Belki o hanım da farkında olmadan hazırlanıyordu…

Belki o Yasinler, onun ruhuna açılan bir kapıydı…

Belki o gariban hafızların duası, onun son yolculuğunu aydınlatan bir kandildi…

Ve bizler…

Bazen kalbimize düşen o ince hissi fark eder, ama adını koyamayız.

Belki de o, sadece bir hatırlatmadır… bir yöneliş… bir hazırlık…

(Küçük hikayelerim 2)

Yorumlar (1)

Yorum Yap

Yorumunuz onay sonrası yayınlanacaktır.

A
Ali Yurt ·

Teşekkürler Vahap Bey güzel bir hikaye

İlgili Haberler

avrasyaninsesi.com, deneyiminizi geliştirmek için çerezler kullanmaktadır. Çerez kullanımına ilişkin detaylı bilgiye Çerez Politikası sayfamızdan ulaşabilirsiniz. Devam ederek çerez kullanımını kabul etmiş sayılırsınız.

Detay