Gazeteci Yazar Yusuf Gül'ün Yazısı "KAYIP GÖKLERİN İZİNDE: ESKİ TÜRK VE MEZOPOTAMYA İNANIŞLARININ DERİN SIRLARI"
KAYIP GÖKLERİN İZİNDE: ESKİ TÜRK VE MEZOPOTAMYA İNANIŞLARININ DERİN SIRLARI
İnsanlık tarihinin en eski dönemlerinde insanlar yalnızca yaşamak için değil, aynı zamanda “neden var olduklarını” anlamak için de göğe baktılar. Yıldırımlar, tufanlar, ay tutulmaları, ölüm ve rüyalar… Bunların hiçbirini açıklayamayan insan, görünmeyen bir gücün varlığını hissetmeye başladı. Böylece inanç sistemleri doğdu.
Orta Asya bozkırlarında yaşayan eski Türk toplulukları ile Mezopotamya uygarlıkları arasında binlerce kilometre olmasına rağmen, her iki medeniyetin de göğe, ruha ve kozmik düzene dair şaşırtıcı benzerlikler taşıdığı görülür.
Bazı tarihçiler bu benzerlikleri insanlığın ortak bilinç mirası olarak yorumlarken, bazı araştırmacılar eski kültürlerin birbirini etkilediğini düşünmektedir.
GÖKYÜZÜNÜN TANRISI: TENGRİ VE KOZMİK DÜZEN
Eski Türklerde en büyük kutsal güç:
Tengri
olarak bilinirdi.
Tengri yalnızca bir tanrı değil; aynı zamanda evrenin düzeni, kaderin sahibi ve yaşamın kaynağıydı. Türkler için gök, sonsuzluk demekti. Bu yüzden mavi renk kutsal kabul edilirdi.
Göktürk yazıtlarında hükümdarın iktidarı şöyle açıklanır:
“Kut’u veren göktür.”
Bu anlayışa göre kağanlar sıradan insanlar değildi. Onların yönetme hakkı gökten gelirdi. Eğer bir hükümdar adaletsiz davranırsa Tengri onun kutunu geri alırdı.
Eski Türk düşüncesinde evren üç katmandan oluşuyordu:
Gök âlemi
Yeryüzü
Yeraltı dünyası
Bu üçlü kozmik düzen, Mezopotamya inançlarında da dikkat çekici biçimde görülmektedir. �
Anadolu Genesis +1
ŞAMANLARIN GİZEMLİ YOLCULUKLARI
Eski Türk toplumunda ruhlarla iletişim kurduğuna inanılan kişiler:
Kam
olarak adlandırılırdı.
Kamlar yalnızca din adamı değildi. Aynı zamanda:
şifacı,
bilge,
ruh rehberi,
kâhin
olarak görülürdü.
Davul sesleri eşliğinde yapılan ritüeller sırasında kamların trans hâline geçtiğine inanılırdı. Bu trans sırasında:
göğe yükseldikleri,
ruhlarla konuştukları,
ataların bilgeliğini aldıkları
düşünülürdü.
Bazı araştırmacılar bu ritüellerin insan zihninin bilinçaltına açılan kadim teknikler olduğunu ileri sürmektedir.
Modern psikoloji açısından bakıldığında şamanik trans hâllerinin derin meditasyon ve bilinç değişimiyle ilişkili olduğu düşünülmektedir.
Bugün bile Orta Asya halk kültüründe:
ateşle arınma,
nazar,
kötü ruh kovma,
davul ritimleriyle iyileştirme
gibi eski şamanik izler yaşamaktadır.
Reddit üzerindeki çağdaş tartışmalarda da birçok kişi Şamanizmin bağımsız bir dinden çok, Tengri inancının ritüel sistemi olduğunu savunmaktadır. �
Reddit +1
DOĞANIN RUHU: AĞAÇLAR, DAĞLAR VE KUTSAL SULAR
Eski Türklerde doğa cansız değildi. Her şeyin bir ruh taşıdığına inanılırdı.
Özellikle:
dağlar,
nehirler,
ormanlar,
ulu ağaçlar
kutsal kabul edilirdi.
Ötüken bölgesi sıradan bir coğrafya değil, Türklerin ruh merkeziydi. Çünkü kutsal gücün burada bulunduğuna inanılırdı.
Ağaç kültü ise çok önemliydi. Hayat ağacı:
göğü,
yeri,
yeraltını
birbirine bağlayan kozmik ekseni temsil ediyordu.
Bu düşünce Mezopotamya’da da görülür. Sümer mitlerinde kutsal ağaç sembolleri, tanrısal yaşamın kaynağı olarak anlatılır.
Bugün bile Anadolu’da:
ağaçlara çaput bağlama,
dilek dileme,
kutsal su anlayışı
gibi geleneklerin kökeninde bu eski inançların izleri olduğu düşünülmektedir.
SÜMERLER VE GÖĞÜN SIRLARI
Mezopotamya’nın en eski uygarlıklarından biri:
Sümerler
olmuştur.
Sümerler yalnızca büyük bir medeniyet kurmamış; aynı zamanda yazıyı, astronomiyi ve ilk şehir devletlerini geliştirmiştir. �
Gündem Türkiye +1
Onlara göre evren, tanrıların yönettiği büyük bir düzendi.
Başlıca tanrıları:
Anu
Enlil
İnanna
idi.
Sümerlerde gökyüzü yalnızca fiziksel bir alan değildi. Aynı zamanda tanrıların yaşadığı kutsal bölgeydi.
Ay hareketleri, yıldız dizilimleri ve tutulmalar dikkatle incelenirdi. Çünkü göğün, insanların kaderini etkilediğine inanılırdı.
ZİGGURATLAR: YER İLE GÖK ARASINDAKİ MERDİVEN
Mezopotamya’nın en gizemli yapıları:
Ziggurat
olarak bilinir.
Bu yapılar sıradan tapınak değildi. Onlar:
göğe yükselen kutsal dağlar,
tanrılara ulaşma merdivenleri,
kozmik merkezler
olarak görülüyordu.
Araştırmalara göre zigguratlar:
astronomi gözlemleri için kullanılıyor,
rahiplerin ritüellerine ev sahipliği yapıyor,
kutsal bilgi merkezleri sayılıyordu. �
Dünya Tarihi Ansiklopedisi +3
Bazı kaynaklarda zigguratların en üst katında yıldız gözlemleri yapıldığı belirtilmektedir. Bu durum Mezopotamya’da din ile bilimin birbirinden ayrı görülmediğini göstermektedir.
Zigguratların “yapay kutsal dağ” anlayışıyla inşa edilmiş olması, eski Türklerin kutsal dağ kültüyle dikkat çekici benzerlik taşır. �
Dünya Tarihi Ansiklopedisi +1
ÖLÜM, RUHLAR VE YERALTI DÜNYASI
Hem eski Türklerde hem Mezopotamya uygarlıklarında ölüm bir son değildi.
Türkler ölümden sonra:
“Uçmağ” adı verilen göksel bir yaşama,
ya da karanlık yeraltı dünyasına
gidileceğine inanırdı.
Yeraltı âleminin hükümdarı:
Erlik Han
olarak anlatılırdı.
Mezopotamya’da ise ölülerin karanlık bir gölge dünyasında yaşamaya devam ettiği düşünülürdü.
Bu nedenle mezarlara:
yiyecek,
silah,
takılar,
günlük eşyalar
konulurdu.
Bu gelenek, ölümden sonra yaşam fikrinin ne kadar güçlü olduğunu göstermektedir.
TUFAN EFSANELERİ VE ORTAK HAFIZA
İnsanlık tarihinin en dikkat çekici ortak anlatılarından biri tufan hikâyeleridir.
Sümer tabletlerinde geçen büyük tufan anlatıları, daha sonra farklı kültürlerde de ortaya çıkmıştır.
Bazı tarihçiler bunun Mezopotamya’daki büyük taşkınlardan doğduğunu düşünürken, bazı araştırmacılar bunun insanlığın ortak hafızasında yer eden büyük bir felaketin izi olabileceğini savunur.
Bu tufan anlatıları:
Sümerlerde,
Babil’de,
Anadolu’da,
Orta Asya destanlarında
farklı biçimlerde yaşamıştır.
GİZLİ BAĞLANTILAR VE TARİHİN DERİN SORUSU
Bugün hâlâ cevaplanamayan büyük sorular vardır:
İnsanlar neden göğe kutsallık yükledi?
Neden birçok eski toplum aynı sembolleri kullandı?
Neden dağ, ağaç ve yıldız kültü dünyanın farklı bölgelerinde ortaya çıktı?
Bazı araştırmacılar bunun insan psikolojisinin ortak ürünü olduğunu söyler.
Bazıları ise çok eski çağlarda kültürlerin düşündüğümüzden daha fazla etkileşim içinde olduğunu savunur.
Kesin olan şudur ki: Eski Türkler ve Mezopotamya halkları, evreni yalnızca maddi bir dünya olarak görmemiştir. Onlar için insan:
gökle bağlantılı,
ruh taşıyan,
kozmik düzenin bir parçası olan
kutsal bir varlıktı.
SONUÇ
Eski Türk ve Mezopotamya inanışları yalnızca geçmişin unutulmuş dinleri değildir. Bunlar insanlığın ilk büyük düşünce sistemleridir.
Bugün bile:
nazar boncuğunda,
ateş ritüellerinde,
dilek ağaçlarında,
göğe bakarak dua etme alışkanlığında
o eski çağların izleri yaşamaktadır.
Modern insan teknolojiyle büyümüş olabilir; fakat binlerce yıl önce göğe bakan atalarının sorduğu sorular hâlâ aynıdır:
“Biz kimiz, nereden geldik ve bu sonsuz göğün altında neden varız?”
GAZETECİ YAZAR
YUSUF GÜL
Etiketler
Yorumlar (0)
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!
İlgili Haberler
Araştırmacı Yazar Halide Halid Yazısı: "Kardeşliğin Eksik Kalan Köprüsü: Dil"
21 saat önce
Beyza Aygün Köşe Yazısı: "Geçip Gidenler ve Kalanlar"
3 gün önce
Eğitimci Yazar Hayri Bostan Köşe Yazısı: "Araba Bahane, Gezmek Şahane: Sıla-i Rahim"
4 gün önce
Sanat Yönetmeni, Yazar Ömer Murat Şen Köşe Yazısı: Türk İslam Ülküsünde Birlik Esastır
18 Temmuz 2026
Beyza Aygün Köşe Yazısı: "Geçmişten Kareler"
17 Temmuz 2026
