Avrasyanın Sesi - Tarafsız Okuma
Reklam

Gazeteci Yazar Yusuf Gül'ün Yazısı "KAYIP GÖKLERİN İZİNDE: ESKİ TÜRK VE MEZOPOTAMYA İNANIŞLARININ DERİN SIRLARI"

KAYIP GÖKLERİN İZİNDE: ESKİ TÜRK VE MEZOPOTAMYA İNANIŞLARININ DERİN SIRLARI

| | 7 dakika okuma | 86 görüntülenme
Gazeteci Yazar Yusuf Gül'ün Yazısı "KAYIP GÖKLERİN İZİNDE: ESKİ TÜRK VE MEZOPOTAMYA İNANIŞLARININ DERİN SIRLARI"
Paylaş:

İnsanlık tarihinin en eski dönemlerinde insanlar yalnızca yaşamak için değil, aynı zamanda “neden var olduklarını” anlamak için de göğe baktılar. Yıldırımlar, tufanlar, ay tutulmaları, ölüm ve rüyalar… Bunların hiçbirini açıklayamayan insan, görünmeyen bir gücün varlığını hissetmeye başladı. Böylece inanç sistemleri doğdu.

Orta Asya bozkırlarında yaşayan eski Türk toplulukları ile Mezopotamya uygarlıkları arasında binlerce kilometre olmasına rağmen, her iki medeniyetin de göğe, ruha ve kozmik düzene dair şaşırtıcı benzerlikler taşıdığı görülür.

Bazı tarihçiler bu benzerlikleri insanlığın ortak bilinç mirası olarak yorumlarken, bazı araştırmacılar eski kültürlerin birbirini etkilediğini düşünmektedir.

GÖKYÜZÜNÜN TANRISI: TENGRİ VE KOZMİK DÜZEN

Eski Türklerde en büyük kutsal güç:

Tengri

olarak bilinirdi.

Tengri yalnızca bir tanrı değil; aynı zamanda evrenin düzeni, kaderin sahibi ve yaşamın kaynağıydı. Türkler için gök, sonsuzluk demekti. Bu yüzden mavi renk kutsal kabul edilirdi.

Göktürk yazıtlarında hükümdarın iktidarı şöyle açıklanır:

“Kut’u veren göktür.”

Bu anlayışa göre kağanlar sıradan insanlar değildi. Onların yönetme hakkı gökten gelirdi. Eğer bir hükümdar adaletsiz davranırsa Tengri onun kutunu geri alırdı.

Eski Türk düşüncesinde evren üç katmandan oluşuyordu:

Gök âlemi

Yeryüzü

Yeraltı dünyası

Bu üçlü kozmik düzen, Mezopotamya inançlarında da dikkat çekici biçimde görülmektedir. �

Anadolu Genesis +1

ŞAMANLARIN GİZEMLİ YOLCULUKLARI

Eski Türk toplumunda ruhlarla iletişim kurduğuna inanılan kişiler:

Kam

olarak adlandırılırdı.

Kamlar yalnızca din adamı değildi. Aynı zamanda:

şifacı,

bilge,

ruh rehberi,

kâhin

olarak görülürdü.

Davul sesleri eşliğinde yapılan ritüeller sırasında kamların trans hâline geçtiğine inanılırdı. Bu trans sırasında:

göğe yükseldikleri,

ruhlarla konuştukları,

ataların bilgeliğini aldıkları

düşünülürdü.

Bazı araştırmacılar bu ritüellerin insan zihninin bilinçaltına açılan kadim teknikler olduğunu ileri sürmektedir.

Modern psikoloji açısından bakıldığında şamanik trans hâllerinin derin meditasyon ve bilinç değişimiyle ilişkili olduğu düşünülmektedir.

Bugün bile Orta Asya halk kültüründe:

ateşle arınma,

nazar,

kötü ruh kovma,

davul ritimleriyle iyileştirme

gibi eski şamanik izler yaşamaktadır.

Reddit üzerindeki çağdaş tartışmalarda da birçok kişi Şamanizmin bağımsız bir dinden çok, Tengri inancının ritüel sistemi olduğunu savunmaktadır. �

Reddit +1

DOĞANIN RUHU: AĞAÇLAR, DAĞLAR VE KUTSAL SULAR

Eski Türklerde doğa cansız değildi. Her şeyin bir ruh taşıdığına inanılırdı.

Özellikle:

dağlar,

nehirler,

ormanlar,

ulu ağaçlar

kutsal kabul edilirdi.

Ötüken bölgesi sıradan bir coğrafya değil, Türklerin ruh merkeziydi. Çünkü kutsal gücün burada bulunduğuna inanılırdı.

Ağaç kültü ise çok önemliydi. Hayat ağacı:

göğü,

yeri,

yeraltını

birbirine bağlayan kozmik ekseni temsil ediyordu.

Bu düşünce Mezopotamya’da da görülür. Sümer mitlerinde kutsal ağaç sembolleri, tanrısal yaşamın kaynağı olarak anlatılır.

Bugün bile Anadolu’da:

ağaçlara çaput bağlama,

dilek dileme,

kutsal su anlayışı

gibi geleneklerin kökeninde bu eski inançların izleri olduğu düşünülmektedir.

SÜMERLER VE GÖĞÜN SIRLARI

Mezopotamya’nın en eski uygarlıklarından biri:

Sümerler

olmuştur.

Sümerler yalnızca büyük bir medeniyet kurmamış; aynı zamanda yazıyı, astronomiyi ve ilk şehir devletlerini geliştirmiştir. �

Gündem Türkiye +1

Onlara göre evren, tanrıların yönettiği büyük bir düzendi.

Başlıca tanrıları:

Anu

Enlil

İnanna

idi.

Sümerlerde gökyüzü yalnızca fiziksel bir alan değildi. Aynı zamanda tanrıların yaşadığı kutsal bölgeydi.

Ay hareketleri, yıldız dizilimleri ve tutulmalar dikkatle incelenirdi. Çünkü göğün, insanların kaderini etkilediğine inanılırdı.

ZİGGURATLAR: YER İLE GÖK ARASINDAKİ MERDİVEN

Mezopotamya’nın en gizemli yapıları:

Ziggurat

olarak bilinir.

Bu yapılar sıradan tapınak değildi. Onlar:

göğe yükselen kutsal dağlar,

tanrılara ulaşma merdivenleri,

kozmik merkezler

olarak görülüyordu.

Araştırmalara göre zigguratlar:

astronomi gözlemleri için kullanılıyor,

rahiplerin ritüellerine ev sahipliği yapıyor,

kutsal bilgi merkezleri sayılıyordu. �

Dünya Tarihi Ansiklopedisi +3

Bazı kaynaklarda zigguratların en üst katında yıldız gözlemleri yapıldığı belirtilmektedir. Bu durum Mezopotamya’da din ile bilimin birbirinden ayrı görülmediğini göstermektedir.

Zigguratların “yapay kutsal dağ” anlayışıyla inşa edilmiş olması, eski Türklerin kutsal dağ kültüyle dikkat çekici benzerlik taşır. �

Dünya Tarihi Ansiklopedisi +1

ÖLÜM, RUHLAR VE YERALTI DÜNYASI

Hem eski Türklerde hem Mezopotamya uygarlıklarında ölüm bir son değildi.

Türkler ölümden sonra:

“Uçmağ” adı verilen göksel bir yaşama,

ya da karanlık yeraltı dünyasına

gidileceğine inanırdı.

Yeraltı âleminin hükümdarı:

Erlik Han

olarak anlatılırdı.

Mezopotamya’da ise ölülerin karanlık bir gölge dünyasında yaşamaya devam ettiği düşünülürdü.

Bu nedenle mezarlara:

yiyecek,

silah,

takılar,

günlük eşyalar

konulurdu.

Bu gelenek, ölümden sonra yaşam fikrinin ne kadar güçlü olduğunu göstermektedir.

TUFAN EFSANELERİ VE ORTAK HAFIZA

İnsanlık tarihinin en dikkat çekici ortak anlatılarından biri tufan hikâyeleridir.

Sümer tabletlerinde geçen büyük tufan anlatıları, daha sonra farklı kültürlerde de ortaya çıkmıştır.

Bazı tarihçiler bunun Mezopotamya’daki büyük taşkınlardan doğduğunu düşünürken, bazı araştırmacılar bunun insanlığın ortak hafızasında yer eden büyük bir felaketin izi olabileceğini savunur.

Bu tufan anlatıları:

Sümerlerde,

Babil’de,

Anadolu’da,

Orta Asya destanlarında

farklı biçimlerde yaşamıştır.

GİZLİ BAĞLANTILAR VE TARİHİN DERİN SORUSU

Bugün hâlâ cevaplanamayan büyük sorular vardır:

İnsanlar neden göğe kutsallık yükledi?

Neden birçok eski toplum aynı sembolleri kullandı?

Neden dağ, ağaç ve yıldız kültü dünyanın farklı bölgelerinde ortaya çıktı?

Bazı araştırmacılar bunun insan psikolojisinin ortak ürünü olduğunu söyler.

Bazıları ise çok eski çağlarda kültürlerin düşündüğümüzden daha fazla etkileşim içinde olduğunu savunur.

Kesin olan şudur ki: Eski Türkler ve Mezopotamya halkları, evreni yalnızca maddi bir dünya olarak görmemiştir. Onlar için insan:

gökle bağlantılı,

ruh taşıyan,

kozmik düzenin bir parçası olan

kutsal bir varlıktı.

SONUÇ

Eski Türk ve Mezopotamya inanışları yalnızca geçmişin unutulmuş dinleri değildir. Bunlar insanlığın ilk büyük düşünce sistemleridir.

Bugün bile:

nazar boncuğunda,

ateş ritüellerinde,

dilek ağaçlarında,

göğe bakarak dua etme alışkanlığında

o eski çağların izleri yaşamaktadır.

Modern insan teknolojiyle büyümüş olabilir; fakat binlerce yıl önce göğe bakan atalarının sorduğu sorular hâlâ aynıdır:

“Biz kimiz, nereden geldik ve bu sonsuz göğün altında neden varız?”

GAZETECİ YAZAR

YUSUF GÜL

Yorumlar (0)

Yorum Yap

Yorumunuz onay sonrası yayınlanacaktır.

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!

İlgili Haberler

avrasyaninsesi.com, deneyiminizi geliştirmek için çerezler kullanmaktadır. Çerez kullanımına ilişkin detaylı bilgiye Çerez Politikası sayfamızdan ulaşabilirsiniz. Devam ederek çerez kullanımını kabul etmiş sayılırsınız.

Detay