Ahmet Bilgehan Arıkan ile Satır Arası "Yankı ve Sessizlik"
Ahmet Bilgehan Arıkan ile Satır Arası "Yankı ve Sessizlik"
Kasabanın kahvehanesinde ne zaman biri dertlense, fırıncı çırağı Selim hemen köşeden sesini yükseltirdi. Henüz yirmili yaşlarının başında, hayatın sert rüzgarlarını görmemiş, pürüzsüz yüzlü bir gençti. Onun gözünde dünya simsiyahtı ya da bembeyaz. Ortası, grisi yoktu.
Bir akşam, kasabanın saygın esnaflarından marangoz Ahmet Usta’nın oğlu kumar borcu yüzünden dükkânın tapusunu kaptırmış, kasabayı terk etmişti. Ahmet Usta kahvede başı önünde, bükülmüş beliyle çayını yudumlarken Selim oturduğu masadan bülbül gibi şakımaya başladı:
"Yahu Ahmet Usta, kusura bakma ama suç sende! Ben olsam o oğlanı daha ilk yanlışında kapının önüne koyardım. İnsan evladına bu kadar yüz verir mi? Ben asla bir başkasının hatası yüzünden alın terimi feda etmem. Dik duracaksın, taviz vermeyeceksin!"
Ahmet Usta başını bile kaldırmadı. Sadece çay kaşığını bardağın kenarına bıraktı. Çıkan hafif tık sesi, Selim’in gür sesinin yanında kayboldu. Kahvedekiler Selim’e "Sus be çocuk, sınanmadığın acıya gazel okuma," deseler de Selim neşeyle güldü. O, iradesine çok güveniyordu. Doğruları netti, sarsılmazdı.
Aradan birkaç yıl geçti. Selim evlendi, yuva kurdu. Zaman akıp giderken, Selim’in çok sevdiği ve üzerine titrediği küçük kardeşi tıp fakültesini kazandı. Selim onunla gurur duyuyor, fırından kazandığı her kuruşu kardeşinin eğitimine harcıyordu. Kardeşi onun hem emeği, hem geleceği, hem de bu hayattaki en büyük gurur kaynağıydı.
Ancak bir gün, kasabaya kara bir haber ulaştı. Selim’in kardeşi, üniversitede bir arkadaş grubunun etkisiyle büyük bir yasa dışı işe karışmış, üstelik abisinin onun için gönderdiği tüm okul paralarını bu yolda batırmıştı. Ortada hem büyük bir borç hem de hapis cezası riski vardı. Kardeşi, Selim’in kapısına gelip ağlayarak dizlerine kapandı: "Abi, beni kurtarmazsan hayatım bitti," dedi.
Selim’in dünyası o an başına yıkıldı.
Yıllar önce Ahmet Usta’ya söylediği o sert sözler, beyninin içinde birer balyoz gibi çınlamaya başladı: "Ben olsam kapının önüne koyardım..."
Şimdi karşısında kendi kanı, canı, canından çok sevdiği kardeşi duruyordu. Onu silip atmak, teoride olduğu gibi iki kelimeyle mümkün değildi. Selim hiç düşünmeden fırındaki hissesini sattı, evini ipotek ettirdi. Gece gündüz demeden çalışıp kardeşinin borçlarını ödedi, davasını kapattı. Kardeşini kurtardı ama kendisi maddi ve manevi olarak adeta tükendi.
Bir akşamüstü, Selim yorgun adımlarla kahvehanenin önünden geçiyordu. İçeride gençlerden biri, iflas eden başka bir esnaf hakkında yüksek sesle konuşuyor, ona akıl veriyordu.
Selim adımlarını yavaşlattı. Eskiden olsa içeri girer, herkesten çok konuşur, o gencin sözlerine hak verir ya da daha sertini söylerdi. Ama şimdi, boğazında düğümlenen o devasa yumruyla içeriye sadece baktı.
Gözü köşede oturan yaşlı marangoz Ahmet Usta’ya ilişti. Ahmet Usta da ona bakıyordu. İki adamın gözleri buluştu. Hiçbir şey konuşmadılar. Ne bir sitem ne bir "ben sana demiştim" bakışı... Sadece derin bir anlayış.
Selim başını öne eğdi ve sessizce yürümeye devam etti. O gün anlamıştı; insan, bilmediği acının bülbülü, kalbine batan dikenin ise dilsizi oluyordu.
Niyet sâfi, emek hakiki ve teslimiyet tam kaldıkça... Sonrası Bahar.
Kolaydır "Ben olsam..." diye başlamak,
Yaşanmamış acılara söz taşımak.
İmtihan kapıyı çalmadıkça
Kendini dimdik ayakta sanmak.
Hayat, en sert sözü bile eğer,
Kibir susar, merhamet büyürmüş meğer.
Dün yargıladığın bir hikâye,
Yarın senin adını da söyler.
O yüzden;
Kemiği olmayan dil bazen susmalı.
Acele hüküm vermekten kaçınmalı.
Her kalpte görünmeyen bir sızı vardır.
Yargılamadan önce insan kendini tartmalı.
Çiğdem Ada
Etiketler
Yorumlar (0)
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!
İlgili Haberler
Yücel Alpay Demir Köşe Yazısı: "Ankara Deyince Aklıma!"
1 gün önce
Yazar Vahap Acar Yazdı: "İslâm Kardeşliği"
1 gün önce
Ahmet Bilgehan Arıkan ile Satır Arası: İki Düğüm: Bilmemek ve Sevmemek
3 gün önce
Yazar Cihan Butak Köşe Yazısı: Vatan Gözlüm ve Cahit Sıtkı Tarancı "
3 gün önce
Gazeteci Yazar Yusuf Gül Köşe Yazısı: Yıkıntıların Altında Büyüyen Umut: Hatay'ı Yeniden Yaşatmak "
3 gün önce
