Avrasyanın Sesi - Tarafsız Okuma
Reklam

Ahmet Bilgehan Arıkan ile Satır Arası "Aynadaki Yazar ve Davetsiz Misafir"

Ahmet Bilgehan Arıkan ile Satır Arası "Aynadaki Yazar ve Davetsiz Misafir"

| | 4 dakika okuma | 113 görüntülenme | 1 yorum
Ahmet Bilgehan Arıkan ile Satır Arası "Aynadaki Yazar ve Davetsiz Misafir"
Ahmet Bilgehan Arıkan ile Satır Arası "Aynadaki Yazar ve Davetsiz Misafir"
Paylaş:

Aynadaki Yazar ve Davetsiz Misafir

Kentin en ünlü, en fiyakalı kelime ustası, odasında oturmuş yeni kitabının kahramanına derinlik katmaya çalışıyordu. Karakterlerinin insan ruhunu ne kadar iyi anladığından, empati yeteneğinin ne kadar yüksek olduğundan bahsediyordu satırlarında. Tam o sırada masasındaki telefonu titredi.

Bilinmeyen bir numaradan, son derece nazik, kendini tanıtan ve "Uygun görürseniz sizinle röportaj yapmak isterim," diyen bir mesaj geldi.

Yazarın kaşları çatıldı. "Kim bu davetsiz misafir?" diye düşündü. "Benim numaramı nereden bulmuş? Hem de doğrudan bana yazma cesaretini kim veriyor?"

Mesajdaki nezaket, yazarın fildişi kulesinin duvarlarına çarptı. Mesaja doğrudan cevap verip "Teşekkürler, ilgilenmiyorum" demek yerine, durumu tuhaf bir refleksle WhatsApp grubunun kurucusuna taşıdı. Ortada ne bir saygısızlık ne de bir emoji vardı ama konu bir anda "grup huzurunu bozan bir ihlal" gibi yansıtıldı. Kurucu da aradaki mesajın nezaketini hiç sorgulamadan, adeta bir görev bilinciyle o soğuk cümleyi kuruverdi: "Sizinle ilgili şikayet aldım."

Yazar, sanki çok büyük bir dijital tehlikeyi savuşturmuş gibi derin bir nefes alıp köşesine çekildi. Kendi fildişi kulesini, kibarca kapısını çalan bir sese karşı korumuştu.

Ertesi gün, yazar sosyal medya meydanında geziniyordu. Karşına harika bir röportaj çıktı. Sorular o kadar derin, üslup o kadar zarif, iş o kadar kaliteliydi ki... Yazar dayanamadı. Parmakları ekrana gitti ve büyük bir hayranlıkla "Beğen" butonuna bastı. Ruhunu besleyen bu güzel işi yapan kalemi takdir etmeliydi.

Röportajın en üstündeki isme baktı. Sonra telefonundaki o "şikayet" ettiği mesaja...

İsimler aynıydı.

Yazar, fildişi kulesinin pencerelerini sımsıkı kapatırken, övdüğü o muazzam sanatın, kapısını çaldığında içeri almadığı o "davetsiz misafir" olduğunu anladı. Dijital evren, kalitenin önünde eğilen yazarın o küçük "beğenisini" çoktan kaydetmişti.

Yazar, başını iki elinin arasına aldı. Masasında duran yeni romanının taslağına baktı. Sayfada kendi eliyle yazdığı şu cümle duruyordu:

"Hakiki sanatçı, kapısına gelen hiçbir gönül selamını karşılıksız bırakmaz..."

Kendi kaleme aldığı o süslü satırlardan utandı. Fildişi kulesinin o yüksek, soğuk ve kibirli duvarları ilk kez üzerine üzerine geliyordu. O kibrin arkasına gizlenip "şikayet" butonuna basan parmakları, şimdi adaletli bir sanatın önünde çaresizce mahcup olmuştu.

Telefonunu eline aldı. Dün akşam "Grup huzurunu bozuyor" diye şikayet ettiği o numaraya tıkladı. Yüzü kızararak, ekrana tek bir cümle yazdı:

"Kapımı çaldığınızda kulemin duvarları çok yüksekti, sesinizi duyamadım. Ama bugün sanatınızın sâfi sesini duydum. Eğer hâlâ kabul ederseniz... Ben sizinle röportaj yapmak isterim."

Cevap saniyeler içinde geldi. Ama bir metin değil, o davetsiz misafirin yayınladığı son röportajın kapanış mühür cümlesiydi:

"Niyet sâfi, emek hakiki ve teslimiyet tam olunca... Kibir söner, Sonrası Bahar."

Ben diye sarıldığın gölge,

Güneş çekilince kaçarmış.

Ömür boyu sahip çıktığın put,

Bir nefeslik rüzgârla yıkılırmış.

Kaç aynaya sordun da kendini,

Kaç yalanı hakikat sandın sen?

Kendi sesin diye dinlediğin şey,

Nefsinmiş de duymamışsın sen.

Ölmek dediğin toprak değildir,

Kara kefen, soğuk mezar değil.

"Asıl ben!" diye bağıran kibirdir ölen;

Ruhun değil... Vehmindir eğilen.

Bir damlayı denizden ayıran

Köpüğün kurduğu kuru davadır.

Hak'tan uzak düşüren perde,

Adı benlik olan bir sevdadır.

Ne yaptım deme, yaptıran vardır;

Ne bildim deme, bildiren vardır.

Bir sus artık...

İçindeki fırtına sessizlikte bulsun kıyısını.

Çünkü hakikat doğmaz yeniden;

Ancak siler, nice yangının isini karasını.

Sözüm sanadır ey gönül yolcusu...

Mezara değil, nefsine in önce;

Asıl kıyamet içinde kopacak sen kendini bilince.

"Ben" dediğin son put da tarihten sininince,

Secde eden sen olmayacaksın, hak sende görününce

Çiğdem Ada

Yorumlar (1)

Yorum Yap

Yorumunuz onay sonrası yayınlanacaktır.

Y
Yasemin Aldemir Thomas ·

Kaleminize, yüreğinize sağlık... Modern dünyanın kibirle, dijital iletişimin ise insani nezaketle imtihanını bu kadar zarif bir kurguyla anlatıp; ardından meseleyi tasavvufi bir derinlikle benlik yüzleşmesine bağlamak müthiş bir edebî ustalık. Okuyanın kendi fildişi kulelerini ve aynadaki aksini sorgulatan, ruhu tazeleyen muazzam bir eser olmuş.

Kaleminiz daim, sesiniz hep sâfi kalsın.

“Kibir, ruhun üzerine çekilmiş soğuk bir perdedir; o perde kalktığında insan nefsini değil, ancak hakikati görür.”

İlgili Haberler

avrasyaninsesi.com, deneyiminizi geliştirmek için çerezler kullanmaktadır. Çerez kullanımına ilişkin detaylı bilgiye Çerez Politikası sayfamızdan ulaşabilirsiniz. Devam ederek çerez kullanımını kabul etmiş sayılırsınız.

Detay