Gazeteci Yazar Yusuf Gül Yazdı: Tarihsel Miras ve Kuruluşun Jakoben Kodları
Gazeteci Yazar Yusuf Gül Yazdı: Tarihsel Miras ve Kuruluşun Jakoben Kodları
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), kuruluşu itibarıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin harcını karan, ancak modernleşme sancılarını da ruhunda taşıyan köklü bir çınardır. Cumhuriyet’in ilanından hemen önce Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından temelleri atılan parti, ilk 15 yıllık tek parti döneminde toplumsal yapıyı yukarıdan aşağıya doğru şekillendiren seküler ve Jakoben bir modernleşme modelini benimsedi. Siyasi tarihimizin bu dönemi, devrimlerin kurumsallaşması açısından ne kadar kritikse, geniş halk kitlelerinin iradesini sisteme tam anlamıyla entegre edememesi yönünden de o kadar tartışmalıdır.
1946 yılında çok partili hayata geçiş teorik olarak tescillenmiş olsa da, sistemin sınırları her zaman anti-demokratik yasalar ve müdahalelerle çizildi. CHP’nin kurumsal hafızası, askeri darbelerin gölgesinde biçimlendi. Adnan Menderes’in idamıyla sonuçlanan 27 Mayıs askeri müdahalesinin ardındaki İsmet İnönü gölgesinden, 1970’lerde muhtıralara ve askeri vesayete meydan okuyarak partiyi gerçek bir sosyal demokrat çizgiye taşımaya çalışan Bülent Ecevit’e kadar; CHP hep kendi içinde bir kimlik mücadelesi verdi. Ancak Ecevit sonrasında parti, yapısal olarak toplumsal muhalefetin dinamiklerini tam olarak kucaklayan organik bir güce dönüşmeyi başaramadı.
KILIÇDAROĞLU DÖNEMİ: İDEOLOJİK ERVİH VE İTHAL AKTÖRLERİN TAHRİBATI
Deniz Baykal’ın bir kaset komplosuyla tasfiye edilmesinin ardından CHP Genel Başkanlığı koltuğuna oturan Kemal Kılıçdaroğlu, partinin çehresini değiştirme iddiasıyla 13 yıl boyunca görevde kaldı. Bu süreçte girilen neredeyse tüm kritik seçimler kaybedilmesine rağmen, kurumsal koltuk muhafaza edildi. Kılıçdaroğlu döneminin en büyük yapısal hatası, partinin kendi özgül ağırlığına güvenmek yerine, ideolojik olarak taban tabana zıt sağ yapılarla ve aktörlerle kurulan pragmatik ittifaklar oldu.
Kurumsal Çürümenin Kilometre Taşları: Sözde CHP’liler ve Lütfü Savaş Faktörü
Tam da bu süreçte, CHP'ye en büyük ve telafisi imkansız zararlar, dışarıdaki siyasi rakiplerinden ziyade, partinin öz evladı gibi görünen ancak kurumsal kimliği içeriden çürüten "sözde CHP’liler" tarafından verildi. Bu sistemsel yok etme ve kimliksizleştirme operasyonunun en somut yapı taşlarından biri, AK Parti’den transfer edilen Lütfü Savaş ve onun gölgesinde siyasi ikbal devşiren kadrolar oldu. Partinin tarihsel kodlarına ve sosyal demokrat ilkelerine tamamen yabancı olan bu ithal figürler, CHP’yi kitle partisi yapma illüzyonu altında yerelde ve genelde bir güç ve rant mekanizmasına dönüştürdüler. Lütfü Savaş ve onun açtığı koridordan yürüyenlerin yarattığı bu ideolojik erozyon, partinin omurgasını çökerten ve bugünkü büyük savruluşu hazırlayan fitili ateşledi.
Ekmeleddin İhsanoğlu hamlesiyle başlayan, ardından Muharrem İnce’nin adaylığı ile devam eden ve en nihayetinde bizzat Kemal Kılıçdaroğlu’nun kendi cumhurbaşkanlığı adaylığını dayatmasıyla sonuçlanan süreç, muhalefet blokunda büyük bir hezimet yarattı. İki buçuk milyon oy farkla kaybedilen son genel seçim, CHP tabanında biriken öfkeyi ve değişim arzusunu tetikleyen esas kırılma noktası oldu.
DEĞİŞİMİN ARKA PLANI VE EKREM İMAMOĞLU’NUN ROLÜ
Seçim mağlubiyetinin ardından parti tabanında yükselen "değişim" çığlığı, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun liderliğinde siyasi bir operasyona dönüştü. Kurultay sürecinde, büyükşehir belediyesinin finansal ve lojistik imkanlarının delege yapısını şekillendirmek üzere kullanıldığına dair ciddi iddialar kamuoyunu meşgul etti. Neticede bu sürecin vitrin aktörü olarak Özgür Özel ön plana çıkarıldı ve Kemal Kılıçdaroğlu kurultay salonunda genel başkanlık koltuğundan indirildi.
Ancak bu değişim, ideolojik ya da yapısal bir reformun değil; daha ziyade kişisel ikbal arayışlarının ve güç dengelerinin bir sonucuydu. Nitekim bugün net bir siyasi tespitle ortaya koymak gerekir ki; CHP’nin içine düştüğü bu yeni kaosun, parti içi güç odaklarının birbiriyle çatışmasının baş sorumlusu, kendi geleceğini ve siyasi kariyerini partinin kurumsal istikrarının önüne koyan Ekrem İmamoğlu’dur.
YARGI KISKACI, MUTLAK-BUTLAN KARARI VE ÖZGÜR ÖZEL’İN YOL AYRIMI
Siyasi iktidar, elindeki yargı gücünü bir kaldıraç olarak kullanarak Ekrem İmamoğlu’nu siyasi yasaklarla ekarte ederken; eş zamanlı olarak kurumsal mekanizmaları ve ani hukuki kararları devreye soktu. İmamoğlu’nun desteğiyle koltuğa oturan Özgür Özel’in liderliği, hukuki bir "mutlak-butlan" (kesin hükümsüzlük) kararıyla adeta diskalifiye edilerek boşa çıkarıldı. Bu hukuki hamleler, Kemal Kılıçdaroğlu’na CHP Genel Başkanlığı yolunu yeniden altın tepside sunma amacını taşıyan bir siyasi mühendisliğin ürünüdür.
Bugün gelinen noktada, toplumsal muhalefetin ciddi bir desteğini arkasına almış olan Özgür Özel, çok kritik bir yol ayrımındadır. Kurumsal olarak eli kolu bağlanan, içi boşaltılan ve kliklerin savaşına sahne olan CHP çatısı altında kalmak, Özel’i de tıpkı İmamoğlu gibi siyaseten sönümlenmeye götürecektir.
Özgür Özel’in önündeki tek rasyonel ve cesur seçenek; CHP’den umudunu keserek, elindeki toplumsal rüzgarı en kısa sürede yeni, bağımsız ve dinamik bir siyasi partiye tahvil etmektir. Aksi takdirde, mevcut kurumsal yapının girdaplarında boğulacak ve AK Parti’ye karşı biriken devasa toplumsal muhalefet dalgasının eriyip gitmesine neden olacaktır.
Avrasya'nın Sesi Haber Sitesi
Gazeteci Yazar Yusuf Gül
Etiketler
İlgili Haberler
Gazeteci Yazar İlhan Akbulut Köşe Yazısı: Futbolda Gol ve Goller Ne Kadar Önemli
22 saat önce
Eğitimci Yazar Hayri Bostan'ın Etiyopya İzlenimleri
2 gün önce
Gazeteci Yusuf Gül Köşe Yazısı: "KADİM İNANIŞLARDA KOZMOLOJİ VE EVREN TASAVVURU"
2 gün önce
Araştırmacı Yazar Halide Halid Köşe Yazısı: "Satılan Sadece Hayat Değil"
4 gün önce
Eğitimci Yazar Hayri Bostan Köşe Yazısı: "TÜRK ROMANINDA KAYNAKLANMA SORUNU ÜZERİNE"
4 gün önce
