Eğitimci Yazar Hayri Bostan Köşe Yazısı: Romanın İşlevi
Eğitimci Yazar Hayri Bostan Köşe Yazısı: Romanın İşlevi
Romanın, bir edebiyat türü olarak, diğer türlerden daha geniş olanakları olduğu kabul ediliyor günümüzde. Gerek insanın bütün olarak ifade edilmesinde gerekse toplumun değişik yönleriyle yansıtılabilmesinde daha büyük kolaylıklar sağladığı kesin. Kanımızca roman türünün bu geniş işlevsel etkinliğini, öteki edebiyat türlerinin anlatım olanaklarından yararlanmasıyla da açıklamak olasıdır. Dünyayı kavrarken de değiştirmeye çalışırken de şüphesiz en elverişli türün roman olduğu, bu yolda en büyük yardımın romandan gelebileceği söylenebilir. Tabii roman özelliğini koruyarak. Tiyatro, öykü, deneme ve benzeri öteki türler ise gerçekleri ancak bazı boyutlarıyla kavrayabilecek genişliktedir.
Dünyadaki fikir hareketlerinin hep birkaç romancıyla geliştiğini, bizdeki medeniyet değişikliğinin yanı başında romancıların da yer aldığını düşünürsek, romana öteki edebiyat türlerinden daha geniş ve yaygın bir etki alanı kabul etmemiz gerekir. Hiçbir sosyal çalkantı insanlığı büyük ölçüde ilgilendiren siyasal olaylar romancılardan yakalarını kurtaramamışlardır. Roman, bu özelliğini de en çok son iki yüzyıl içinde kazandı.
Romancı aynı zamanda bir iktisatçı, bir filozoftur. Marks çok şeyi Balzac’ın romanlarından öğrendiğini söylerken, Nietzche de Dostoyevski’nin romanlarından yararlanarak felsefesini kuruyordu. Bazen de romancı dehası ve sezgisiyle toplumun geleceğini görebiliyordu. Dostoyevski’nin ‘Ecinnileri buna en belirgin örnektir. Eğer bir Dostoyevski, bir Tolstoy Rus insanını o denli derinlemesine anlatmamış olsalardı, komünist devrimin şefleri hiçbir zaman cesaretle ortaya atılamazlardı. (1)
Roman türünü bir bakıma insanlık tarihi saymak hiç de yanlış olmaz sanırız. O, belki tarih kadar bilim titizliği göstermez ama, insanlığı belki de tarihten daha iyi tanır. Hem romanda hem de tarihte yaygın bir biçim olarak ‘anlatı’, genellikle, tarihsel bir ‘an’ın seçim ve anlatımı olarak kalmaktadır. Şurası da hatırlanmalı ki ‘roman’ sözcüğü ilkin “Romalılardan söz eden tarih” anlamını veriyordu. (2) En büyük gelişmelerine tanıklık ettikleri yüzyılda bile romanla tarih arasında sıkı ilişkiler olmuştur. Hem Balzac’ı hem Nichelet’yi anlamaya yardım eden bu derin bağ, bu ikisi arasında da vardır. Kendi boyut ve sınırlarını kendi yapan, kendi zamanını, kendi mekânını, kişilerini, nesnelerini, efsanelerini kendi düzenleyen, kendine yeter bir evreni kurmaktadırlar. İkisi de XIX.yüzyılın büyük eserlerini bu bütüncüllüğü, o zaman doğan tefrika romancılığının sayfaları arasında yoğunluğu azalmış bir imgesini sunduğu, inişli çıkışlı ve girift bir dünyanın tek boyutlu olarak yansımaları biçiminde uzun roman ve tarih anlatılarında görülmektedir. (3) Asrımızda ise ilimlerin tamamen kendilerine özgü sınıflara ayrılması sonucu bu ilgi de bir anlatı benzerliğinin ötesinde değer taşımadığı söyleniyorsa da, romanın, tarihi yorumlama ve yeniçağlara tanıtmada işlevsel etkinliğini koruduğunu ve bundan sonra da koruyacağını rahatlıkla söyleyebiliriz.
Romanın işlevi şüphesiz bunlardan ibaret değildir. İnsanı ve toplumu derinlemesine kavrayan, bilim, teknik ve felsefe gibi bilgi alanlarına dayanan, çoğu kez bunların ötesine uzanan, insanla ilgili hemen her sorunu kucaklamaya çalışan romanın daha birçok işlevsel etkinliklerinden söz etmekte mümkün. Ancak bütün bu ve benzeri fonksiyonları kapsayan, şekil, dil ve içerik yönlerinden üstün sanat değeri taşıyan romanın ortaya konabilmesi için doğal yeteneklerle birlikte topyekûn bir “medeniyet literatürü” nede gereksinim vardır. Romancının, eninde sonunda içinden çıktığı toplumun modeli durumunda olan roman kahramanına yükleyeceği fonksiyon, tarihsel, sosyolojik istatistikî, ekonomik, folklorik ve benzeri dokümanların elde edilebileceği kaynakların varlığına da bağlıdır. Bu alanlardaki literatürümüz ise batılı ülkelerle kıyaslanamayacak kadar eksiktir. Ülkemizde romancıların gereksinim duydukları konularda başvuracakları temel kaynaklar oluşmamıştır. Örneğin bir iktisat tarihi, bir Türk edebiyatı tarihi, bir Türk düşünce tarihi, dört başı mamur bir İslam tarihi ve benzeri kaynak eserler yol gibidir. Ülkemizde üretilmiş bir umumi ansiklopedi yoktur. Özel ansiklopediler istenilen seviyede değillerdir. Örnekler çoğaltılabilir. Bu durumda romancı kaçınılmaz olarak ele aldığı sorunun roman dokümanlarını oluşturmak için kendisi kolları sıvayacak, bir filozof, bir iktisatçı, bir sosyolog, bir tarihçi gibi çalışacak, kendi anlayışı çevresinde bazı ilgiler elde edecektir. Arşiv çalışmaları yapabilir, dil araştırmalarında bulunabilir, sanat tarihi, monografiler, folklor ve benzeri konularda önemli malzemeler toplaya bilir. Bütün bunlar, ülkemizde romancıya yüklenen görevlerin ağırlaşmakta olduğunu gösteriyor.
İşte bu gibi nedenlerle şüphesiz toplumsal gerçeklerimize ve kendi kültürümüzün temellerine özgü romanın yazılabilmesi, her alanda eksikliği duyulan sanat-edebiyat tarihlerinin, hukuk, eğitim, folklor (halkiyat), musiki ve benzeri tarihlerin, ansiklopedilerin yazılması, medeniyet kaynaklarımızın gün ışığına çıkarılması ile de büyük ölçüde bağlantılıdır. İnsanımızın toplumsal ve kültürel gerçekliğini köktenci (radikal) bir düzeyde üstlenecek romancının çıkması, çok yönlü bir sanat- edebiyat dünyasını zorunlu kılmaktadır.
____
1)Yılmaz, Durali; Rmanımız ve İnsanımız, s.8,1976.
2)Jean, George; Doğuşundan olgunluğuna tek roman sözcüğü, Çev.T. Arıkan, Yönelişler, Sayı:1, s.18/İstanbul.
3)Jean, George; Roman romantik midir? Çev. A. Tekşen, Yönelişler, Sayı:1, s.24.
HAYRİ BOSTAN
Etiketler
Yorumlar (0)
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!
İlgili Haberler
Gazeteci Yazar Yusuf Gül Köşe Yazısı: "SAPANCA KAMPI ÖNCESİ ANKARA KULİSLERİ HAREKETLENDİ"
4 saat önce
Gazeteci Yazar İlhan Akbulut Köşe Yazısı: Futbolda Gol ve Goller Ne Kadar Önemli
23 saat önce
Eğitimci Yazar Hayri Bostan'ın Etiyopya İzlenimleri
2 gün önce
Gazeteci Yusuf Gül Köşe Yazısı: "KADİM İNANIŞLARDA KOZMOLOJİ VE EVREN TASAVVURU"
2 gün önce
Araştırmacı Yazar Halide Halid Köşe Yazısı: "Satılan Sadece Hayat Değil"
4 gün önce
