Avrasyanın Sesi - Tarafsız Okuma
Reklam

Gazeteci Yusuf Gül Köşe Yazısı: "KADİM İNANIŞLARDA KOZMOLOJİ VE EVREN TASAVVURU"

Gazeteci Yusuf Gül Köşe Yazısı: "KADİM İNANIŞLARDA KOZMOLOJİ VE EVREN TASAVVURU"

| | 5 dakika okuma | 257 görüntülenme
Gazeteci Yusuf Gül Köşe Yazısı: "KADİM İNANIŞLARDA KOZMOLOJİ VE EVREN TASAVVURU"
Paylaş:

Eski Türkler ve Mezopotamya toplumları için evren, rastgele oluşmuş bir boşluk değildi. Tam tersine, düzenli, katmanlı ve canlı bir sistem olarak düşünülüyordu.

Eski Türk kozmolojisinde evren üç ana katmandan oluşurdu:

Gök (Tengri’nin alanı)

Yeryüzü (insanların dünyası)

Yeraltı (karanlık ve ruhlar âlemi)

Bu yapı sadece fiziksel değil, aynı zamanda ruhsal bir düzeni temsil ederdi.

Mezopotamya’da ise benzer bir anlayış vardı:

Gökyüzü tanrıların alanıydı,

Yeryüzü insanların yaşam sahasıydı,

Yeraltı ise ölülerin karanlık dünyasıydı.

Bu benzerlik, insan zihninin evreni “katmanlı bir düzen” olarak algılama eğilimini ortaya koyar.

TANRILARIN SAVAŞI VE KOZMİK DENGE

Mezopotamya mitolojilerinde evren yalnızca uyum içinde değil, aynı zamanda tanrılar arası mücadelelerle dolu bir yerdi.

Özellikle:

Marduk ile kaos güçleri arasındaki savaş anlatıları, evrenin düzenini açıklamak için kullanılırdı.

Bu hikâyelerde:

Kaos,

düzen,

yaratılış,

yıkım

sürekli bir döngü içindeydi.

Eski Türk inancında ise bu tür çatışmalar daha çok:

iyi ruhlar ile kötü ruhlar,

aydınlık ile karanlık güçler

arasında anlatılırdı.

Özellikle:

Erlik Han

yeraltı dünyasının temsilcisi olarak bu denge sisteminin karşı kutbunu oluştururdu.

Bu durum, her iki kültürde de evrenin “denge üzerine kurulu” olduğu fikrini güçlendirir.

KADER, KUT VE TANRISAL İRADE

Eski Türklerde en önemli kavramlardan biri “kut” idi.

Kut:

Tanrı tarafından verilen yaşam enerjisi,

yönetme hakkı,

ilahi lütuf

olarak kabul edilirdi.

Bir hükümdar kut sahibiyse başarılı olurdu. Kutunu kaybederse ise iktidarını da kaybederdi.

Mezopotamya’da ise kader anlayışı daha yazgısal bir yapıya sahipti. İnsanların ve kralların kaderinin:

tanrılar tarafından yazıldığı,

değiştirilemez olduğu

düşünülüyordu.

Bu nedenle bazı metinlerde “kader tabletleri”nden bahsedilir. Bu tabletler evrenin düzenini belirleyen ilahi kayıtlar olarak kabul edilirdi.

KADİM ASTRONOMİ VE BİLGİNİN DOĞUŞU

Mezopotamya rahipleri gökyüzünü sistematik olarak gözlemleyen ilk bilim insanları sayılır.

Onlar:

gezegenlerin hareketlerini,

ayın evrelerini,

güneşin yıl içindeki değişimini

düzenli olarak kaydettiler.

Bu gözlemler zamanla:

takvim sistemlerinin,

tarım planlamasının,

astrolojik yorumların

temelini oluşturdu.

Eski Türkler de gökyüzünü yön bulmak için kullanıyordu. Bozkır yaşamında:

yıldızlar yol gösterici,

ay döngüleri zaman belirleyici,

gök olayları işaret kabul edilirdi.

Bu iki gelenek birleştiğinde, insanlık tarihindeki en eski astronomik bilinç ortaya çıkmış olur.

DESTANLARIN GÖLGESİNDE TARİH

Eski toplumların tarih anlayışı modern anlamda belgelerle değil, destanlarla aktarılırdı.

Türk destanlarında:

kahramanlık,

göksel işaretler,

kutsal rehberlik

ön plandaydı.

Mezopotamya’da ise:

kralların ilahi seçilmişliği,

büyük tufan anlatıları,

tanrıların insanlara müdahalesi

destanların temelini oluştururdu.

Özellikle Gılgamış Destanı insanın:

ölümsüzlük arayışını,

ölüm korkusunu,

kaderle mücadelesini

derin bir felsefi dille anlatır.

Bu destan, insanlığın en eski “varoluş sorularından” biridir.

KADİM DÜNYADA GÜÇ VE DEVLET ANLAYIŞI

Eski Türklerde devlet anlayışı göksel bir temele dayanıyordu. Hükümdar:

Tanrı adına yönetir,

adalet dağıtır,

düzeni korurdu.

Mezopotamya’da ise krallar:

tanrıların yeryüzündeki temsilcisi,

tapınakların koruyucusu,

şehir devletlerinin yöneticisi

olarak görülürdü.

Bu nedenle güç:

sadece siyasi değil,

aynı zamanda kutsal bir sorumluluktu.

Yanlış yönetim sadece halkı değil, ilahi düzeni de bozabilirdi.

UNUTULAN DİLLER VE KAYIP TABLETLER

Mezopotamya’nın en büyük miraslarından biri çivi yazısıdır.

Kil tabletler üzerine yazılan metinler sayesinde:

hukuk kuralları,

mitolojik hikâyeler,

ticaret kayıtları

günümüze ulaşmıştır.

Fakat birçok tablet zaman içinde:

yok olmuş,

kırılmış,

kaybolmuş

durumdadır.

Eski Türk kültürü ise büyük ölçüde sözlü gelenekle aktarılmıştır. Bu yüzden birçok bilgi yazıya geçmeden kaybolmuştur.

Bu durum, tarih araştırmalarında büyük boşluklar oluşturur.

İNSANLIĞIN BİTMEYEN ARAYIŞI

Tüm bu kadim inanç sistemleri aslında tek bir sorunun etrafında şekillenir:

“İnsan evrende neden var?”

Eski Türkler göğe bakarak bu soruya cevap aradı.

Mezopotamyalılar yıldızları inceleyerek aynı soruyu sordular.

Bugünün insanı ise teleskoplarla galaksileri izliyor.

Ama soru değişmedi.

SONUÇ: ZAMANIN ÖTESİNDEKİ MİRAS

Eski Türk ve Mezopotamya inanışları bize yalnızca geçmişi anlatmaz. Aynı zamanda insan zihninin derin yapısını da gösterir.

Bu kadim sistemler şunu öğretir:

İnsan her çağda anlam arar,

Evren her zaman gizemlidir,

Bilgi ve inanç birbirinden ayrı değildir.

Ve belki de en önemli gerçek şudur:

İnsan değişir, fakat göğe bakışındaki merak asla değişmez.

Avrayanın sesi haber sitesi Hatay il temsilcisi

GAZETECİ YAZAR

YUSUF GÜL.

Yorumlar (0)

Yorum Yap

Yorumunuz onay sonrası yayınlanacaktır.

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!

İlgili Haberler

avrasyaninsesi.com, deneyiminizi geliştirmek için çerezler kullanmaktadır. Çerez kullanımına ilişkin detaylı bilgiye Çerez Politikası sayfamızdan ulaşabilirsiniz. Devam ederek çerez kullanımını kabul etmiş sayılırsınız.

Detay