Ahmet Bilgehan Arıkan ile Satır Arası: "Hız Çağında Bir Mola"
Ahmet Bilgehan Arıkan ile Satır Arası: "Hız Çağında Bir Mola"
Evvel zaman içinde, kalabalık mı kalabalık, herkesin hep bir yerlere yetişmeye çalıştığı, binaların göğe uzandığı koca bir şehirde eski bir mahalle varmış. Bu mahallenin köşesinde, ahşap tezgahının başında her sabah erkenden dükkanını açan yaşlı bir saat tamircisi yaşarmış: Süleyman Efendi.
Süleyman Efendi, zamana ayar veren bir adam olmasına rağmen, zamanın kölesi olmamış şahsiyetlerdenmiş. Telaşsız, sakin ve her gelene gözlerinin içiyle gülen bir ihtiyar...

Bir gün, şehrin o koşturmacalı, plazalı hayatında çalışan, ruhu hep bir sonraki saate endeksli genç bir adam, kolundaki antika saatin durması üzerine telaşla mahalle arasına dalmış. Saate bakmış, geç kalıyor. İşler birikmiş, mailler yığılmış... Koşar adım Süleyman Efendi’nin dükkanına girmiş. Kapıdaki pirinç çıngırak "şangır" diye ötmüş ama genç adam selamı sabahı unutmuş, saatini tezgahın üzerine fırlatırcasına bırakmış:
— "Usta! Bu saat durdu. Çok acil yapman lazım, akşama yetişmeli. Ne kadarsa veririz, yeter ki hızlı olsun!" demiş nefes nefese.
Süleyman Efendi, gözlüğünün üstünden gence şöyle bir bakmış. Hiç acele etmeden önündeki çayı yudumlamış, saati eline almış, evirmiş çevirmiş, sonra yavaşça kenara koymuş.
— "Otur evladım," demiş, "bu saatin çarkları yorulmuş ama ondan önce senin nefesin yorulmuş."
Genç adam saatine bakıp hayıflanmış:
— "Usta, vaktim yok diyorum, sen otur diyorsun. Yapabilir misin, yapamaz mısın, sen onu söyle."
Süleyman Efendi tebessüm etmiş, tezgahın altından dumanı tüten sıcacık bir bardak çay çıkarıp gencin önüne koymuş:
— "Önce selam, sonra kelam evladım. Sen buraya girdiğinde bana selam vermedin. Bana selam vermediğin için, dükkanıma sadece 'işini gördürmeye' geldin. Ama ben bir makine değilim, sen de bir robot değilsin. Şimdi söyle bakalım; adın ne senin? Anan baban nasıl? Sağlığın, sıhhatin yerinde mi?"
Genç adam önce afallamış. Sinirlenecek gibi olmuş ama o sıcacık çayın kokusu ve Süleyman Efendi’nin yüzündeki o sarsılmaz, dingin şefkat içindeki bir şeyleri yumuşatmış. Derin bir nefes almış, omuzları düşmüş. O an ne kadar yorgun olduğunu hissetmiş.
— "Adım Tarık," demiş sesi kısılarak. "Annemler memlekette, iyiler çok şükür. Ben de... İşte koşturuyorum usta, iş güç, hep bir yetişme telaşı..."
Süleyman Efendi Tarık’ın gözlerine bakmış:
— "Hah, şimdi kelama durabiliriz işte," demiş. "Bak Tarık evladım; selam 'benden sana zarar gelmez, esenlik bendedir' demektir. İki insan karşılaştığında önce birbirinin ruhuna esenlik diler, sonra derdini döker. Sen selamı atlayıp doğrudan dünyaya dalarsan, hayatı sadece bir 'tüketim' zannedersin. İnsanları da işini görecek birer araç..."
Yaşlı usta saati eline almış, arkasını açmış.
— "Bu saat niye durmuş biliyor musun? İçine toz kaçtığından değil. Sen bunu kurmayı unutmuşsun. Sen hayatı o kadar hızlı yaşıyorsun ki, zamana hükmettiğini sanırken zamanı kurmayı, ona ruh vermeyi unutmuşsun. Selam, hayatın zembereğidir. İletişimi kurar, insanı insana bağlar. Unutma evladım; hangi fırtınanın içinden geçersen geç, sen hayatın zembereğini dosdoğru kurup niyetini sâfi tuttukça... Sonrası Bahar!"
Tarık, çayından bir yudum almış. O sıcaklık boğazından aşağı inerken, uzun zamandır ilk defa "yaşadığını" hissetmiş. Süleyman Efendi saatin ayarını yapıp saniyeyi tıkır tıkır oynatırken, Tarık da içindeki o bodoslama koşan adamı durdurmuş.
O günden sonra Tarık ne zaman bir yere girse, ne kadar acelesi olursa olsun önce durup bir nefes aldı, karşısındakinin gözlerine baktı ve "Selamün aleyküm" ya da "Merhaba, nasılsınız?" dedi. Çünkü anlamıştı ki; selamı ıskalayan, hayatın özünü ıskalıyordu.
Etiketler
Yorumlar (0)
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!
İlgili Haberler
Şair Yazar Elvin Mütaliboğlu Köşe Yazısı: "Edebiyat Siyaset Değildir"
22 saat önce
Eğitimci Yazar Hayri Bostan: "Güneydoğu Seyahati"
22 saat önce
Tarihçi Yazar Ekrem Şama Köşe Yazısı: "NATO Notları"
23 saat önce
Gazeteci Yazar Yusuf Gül Yazdı: "SORULAR KARŞISINDA SİYASETİN İMTİHANI"
3 gün önce
Mustafa Söğüt Köşe Yazısı: "Geçici Dünyanın Arsalarını Parsel Parsel Götürmeye Çalışırken, Ahirette Cennette Bir Metrekare Yerimiz Olsun Diye Uğraşmıyoruz"
3 gün önce
