Gazeteci Yazar Yusuf Gül Yeni Köşe Yazısı: Kadim Sembollerin Gizemi
Gazeteci Yazar Yusuf Gül Yeni Köşe Yazısı: Kadim Sembollerin Gizemi
Eski toplumlar yalnızca sözlü anlatılarla değil, sembollerle de düşünüyordu. Çünkü semboller; bilgiyi, korkuyu, inancı ve kutsallığı nesiller boyunca taşıyan gizli bir dil gibiydi.
Eski Türklerde:
kurt,
kartal,
güneş,
hayat ağacı
önemli kutsal sembollerdi.
Mezopotamya’da ise:
kanatlı güneş diskleri,
yıldız mühürleri,
ay sembolleri,
kutsal boğa figürleri
sıkça görülürdü.
İlginç olan nokta şudur: Birçok sembol farklı coğrafyalarda benzer anlamlar taşımaktadır.
Örneğin güneş:
yaşamı,
gücü,
ilahi ışığı
temsil ederdi.
Ay ise:
gizemi,
zamanı,
kaderi
anlatıyordu.
Bazı tarihçiler bu ortak sembollerin eski ticaret yolları sayesinde yayıldığını düşünmektedir. Ancak bazı araştırmacılar bunun insanlığın ortak bilinçaltından doğduğunu savunmaktadır.
YILDIZLAR VE KADER İNANCI
Mezopotamya rahipleri gece göğünü dikkatle incelerdi. Çünkü yıldızların yalnızca gökte duran ışıklar olmadığına inanıyorlardı.
Onlara göre:
savaşlar,
kıtlıklar,
kralların ölümü,
büyük felaketler
önceden gökyüzünde işaret olarak belirirdi.
Bu yüzden astroloji Mezopotamya’da büyük önem kazanmıştır.
Ay tutulmaları korkuyla karşılanırdı. Çünkü bunun yaklaşan felaketlerin habercisi olduğuna inanılırdı.
Eski Türklerde de yıldızlar kutsal kabul edilirdi. Kutup yıldızı yön bulmanın yanı sıra ruhsal rehberlik sembolü olarak görülüyordu.
Göğe bakmak yalnızca bir gözlem değil, aynı zamanda kaderi okumaya çalışmaktı.
RÜYALARIN KUTSAL MESAJLARI
Hem Türkler hem Mezopotamya halkları rüyaların sıradan olmadığını düşünürdü.
Rüyalar:
ataların mesajı,
tanrıların uyarısı,
geleceğin işareti
olarak kabul edilirdi.
Bir hükümdar önemli bir rüya gördüğünde rahipler veya kamlar bunu yorumlardı.
Sümer tabletlerinde rüya yorumlarına dair birçok kayıt bulunmuştur. Bazı savaş kararlarının bile görülen rüyalara göre alındığı bilinmektedir.
Eski Türk destanlarında da kahramanlar sık sık rüyalar aracılığıyla yönlendirilir.
Bugün bile Anadolu’da:
“Rüyam hayra çıksın,”
“Rüyada görmek işarettir”
gibi sözlerin yaşaması, bu eski inançların devam ettiğini göstermektedir.
KURBAN RİTÜELLERİ VE KUTSAL TÖRENLER
Kadim toplumların çoğunda kurban ritüelleri önemliydi.
Eski Türkler:
at,
koyun,
çeşitli yiyecekler
sunarak göğe şükranlarını ifade ederdi.
Bu ritüeller:
bereket istemek,
savaştan zaferle dönmek,
kötü ruhlardan korunmak
amacıyla yapılırdı.
Mezopotamya’da ise tapınaklarda tanrılara sunular verilirdi. Çünkü insanlar tanrıların memnun edilmesi gerektiğine inanıyordu.
Bazı araştırmacılar, bu ritüellerin toplumun birlik duygusunu güçlendirdiğini düşünmektedir.
Törenler sırasında müzik, dans ve ateş kullanılması dikkat çekicidir. Çünkü ritim ve ateş, insan psikolojisi üzerinde güçlü etkiler oluşturmaktadır.
KADININ KUTSAL ROLÜ
Eski çağlarda kadın yalnızca aile içinde değil, inanç sistemlerinde de önemli bir yere sahipti.
Türk kültüründe:
Umay Ana
anneliğin ve koruyuculuğun kutsal sembolüydü.
Mezopotamya’da ise:
İnanna
hem aşkın hem bereketin güçlü tanrıçasıydı.
Bu durum, eski toplumların doğurganlığı ve yaşamın devamını kutsal gördüğünü göstermektedir.
Ana figürü:
toprağın bereketi,
yaşamın kaynağı,
koruyucu güç
olarak düşünülüyordu.
KAYIP BİLGİLER VE EFSANELER
Tarih boyunca birçok bilgi yok oldu.
Yakılan kütüphaneler, yıkılan şehirler, kaybolan tabletler…
Belki de bugün bilmediğimiz birçok sır geçmişin karanlığında kaldı.
Özellikle Sümer tabletleri hakkında ortaya atılan bazı iddialar dikkat çekmektedir. Kimileri bu tabletlerde:
göksel olayların,
büyük felaketlerin,
kayıp uygarlıkların
izlerinin bulunduğunu ileri sürmektedir.
Ancak tarihsel araştırmalarda efsane ile gerçeği ayırmak büyük önem taşır.
Yine de kadim uygarlıkların astronomi, matematik ve mimari konularındaki bilgileri bugün bile hayranlık uyandırmaktadır.
İNSANLIĞIN ORTAK HAFIZASI
Dünyanın farklı bölgelerinde yaşayan toplumların benzer inanışlar geliştirmesi dikkat çekicidir.
Örneğin:
kutsal dağlar,
tufan hikâyeleri,
gök tanrısı düşüncesi,
ruh inancı
birçok kültürde görülmektedir.
Bu durum bazı bilim insanlarına göre insan zihninin ortak çalışma biçiminden kaynaklanır.
Bazıları ise geçmişte insan topluluklarının sanıldığından çok daha fazla etkileşim içinde olduğunu düşünmektedir.
Kesin olan şudur: İnsanlık, ilk çağlardan beri yalnızca yaşamayı değil, evrenin anlamını çözmeyi de istemiştir.
SON SÖZ: GÖĞE BAKAN İNSAN
Binlerce yıl önce bir Türk kamı bozkırda göğe bakıyordu.
Aynı zamanlarda Mezopotamya’da bir rahip zigguratın tepesinde yıldızları izliyordu.
İkisi de aynı sorunun peşindeydi:
“İnsan neden vardır?”
Aradan çağlar geçti… Şehirler değişti, medeniyetler yıkıldı, krallar toprağa karıştı.
Fakat insanın göğe bakışı değişmedi.
Bugün modern teleskoplarla galaksilere bakıyoruz. Ama içimizde hâlâ eski çağların o sessiz merakı yaşamaktadır.
Çünkü insanlık tarihi boyunca gökyüzü yalnızca yukarıda duran bir boşluk olmadı.
Gökyüzü; umut oldu, korku oldu, dua oldu, ve bilinmeyene açılan sonsuz bir kapı hâline geldi.
GAZETECİ YAZAR
YUSUF GÜL
AVRASYANİN SESİ HATAY İL SORUMLUSU
Etiketler
Yorumlar (1)
Gökyüzü tabiki de insanlığın gizli sandığı gibi. Bilim dünyası Simyacılar dinler gökyüzü merakımızı tatmin etmek için açıklamalarda bulunmaktadırlar. Kuranı kerim ' Göğe bakınız hiç bir yırtık göremezsiniz. ' Yaratıcının şanı yücedir' vurgusu yapılıyor
İlgili Haberler
Gazeteci Yazar İlhan Akbulut Köşe Yazısı: Futbolda Gol ve Goller Ne Kadar Önemli
9 saat önce
Eğitimci Yazar Hayri Bostan'ın Etiyopya İzlenimleri
1 gün önce
Gazeteci Yusuf Gül Köşe Yazısı: "KADİM İNANIŞLARDA KOZMOLOJİ VE EVREN TASAVVURU"
1 gün önce
Araştırmacı Yazar Halide Halid Köşe Yazısı: "Satılan Sadece Hayat Değil"
3 gün önce
Eğitimci Yazar Hayri Bostan Köşe Yazısı: "TÜRK ROMANINDA KAYNAKLANMA SORUNU ÜZERİNE"
3 gün önce
