Avrasyanın Sesi - Tarafsız Okuma
Reklam

Eğitimci Yazar Hayri Bostan: "Umre Ziyaretlerimiz"

Eğitimci Yazar Hayri Bostan: "Umre Ziyaretlerimiz"

| | 17 dakika okuma | 216 görüntülenme
Eğitimci Yazar Hayri Bostan: "Umre Ziyaretlerimiz"
Eğitimci Yazar Hayri Bostan: "Umre Ziyaretlerimiz"
Paylaş:

Bir önceki yıl Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi ile yaptığımız ‘Umre’ seyahatinin tecrübesi bir sonraki yıl hazırlıklarımızı çok daha mükemmel, titiz, geniş kapsamlı ve elden geldiğince güzel yapmamızı sağladı. Bu ön hazırlıkların ve geniş planlamanın sayesinde gezimiz çok rahat, zengin ve bereketli geçti. Bunun için yüce Rabbimize sonsuz hamd ve senalar olsun!

Kafilemiz büyük bir sevinç, coşku ve heyecanla İstanbul’dan hareket ettikten sonra ilk durağımız Konya oldu. Orada kısa bir gezi ve ziyaretlerden sonra Tarsus’a hareket edildi. Tarsus yolunda otobüsümüzde, kafile arasında geniş çaplı bir tanışma faslı geçildi. Çünkü kafilemizde sekiz öğrenci Kartal İmam Hatip Lisesi’nden, bir öğrenci Şişli İmam Hatip

Eğitimci Yazar Hayri Bostan: "Umre Ziyaretlerimiz"

Lisesi’nden ve bir öğrenci de Zincirli Kuyu Yapı Meslek Lisesi’nden bulunuyordu. Etiler Lisesi’nden bir öğrencimiz daha vardı. Tam yola çıkacağımız günün bir öncesinde anne-babasıyla geçirdiği bir trafik kazası sonucu hastaneye kaldırıldığını, geziye katılamayacağını öğrenmiş ve bu olaya çok üzülmüştük. Ayrıca kaptanlarımızla da yeni tanışıyor sayılırdık. Onun için bu tanışma çok gerekliydi bizce. Öğretmen arkadaşlarımın kendilerini tanıtmaları çok yönlü birer sohbet niteliğinde olduğundan gerçekten çok yararlı olduğu kanaatindeyim.

Tarsus’ta Ashab-ı Kehf’in mekânlarını ziyaret ettik. Akşam ve yatsı namazlarını orada kıldıktan sonra Urfa’ya hareket ettik. Sabah namazını Urfa’da Halilurrahman’da kıldık. Sabah kahvaltısını küçük iskemleleri ve büyük çay bardakları ile anılarımızda yaşayacak bir çay ocağında yaptıktan sonra Balıklıgöl ve çevresini gezdik. Mevlid-i İbrahim, Urfa Kalesi, Mancınıklar, İbrahim(a.s.)’in Nemrut tarafından ateşe atıldığı yer görülen belli başlı yerlerdi.

Eğitimci Yazar Hayri Bostan: "Umre Ziyaretlerimiz"

Daha sonra Eyûb(a.s.)’un çilehanesi ve şifalı kuyusu ile çevresi görüldü. Oradan Harran’a gittik. GAP projesi çalışmalarını seyir halinde uzaktan gördük. Engin Harran Ovasında süzülen otobüsümüz bir süre sonra Şeyh Harrani’nin kabrinin de bulunduğu camie vardık. Eski rasathane, üniversite ve kale harabelerini gezdik. Kasaba sakinlerinden bilgiler derledik.

İkindiden sonra Urfa’ya döndük. İmam-Hatip-Lisesi’ni ziyaret ettikten sonra güzel bir kebap lokantasına gittik ve topluca nefis bir yemek yedik. Akşam ve yatsı namazlarından sonra Habur sınır kapısına hareket ettik.

Sabah namazından sonra gümrük çıkış işlemlerini yaptırarak Irak topraklarına girdik. Bundan sonra durmadan yolumuza devam ettik.

Yolda en çok dikkatimizi çeken, dolum için bekleyen Türk plakalı, uzun tanker kuyrukları, değişik mimari stilde evler, kasaba ve kentler, son derece basit ve adi servis istasyonları, Arapça levhalar, ufuklarda biten dağlıksız, ormansız, yeşilsiz alanlar…Bu arada dünyanın yuvarlaklığını ayne’l-yakîn olarak yeniden keşfedenler bile çıkıyordu aramızdan!..

Yatsıdan sonra, hayli geç saatlerde Bağdat’a vardık. Yüksek hurma ağaçlarının yelpazeler gibi kapladığı geniş caddelerden süzülürken, Dicle üzerindeki köprüyü geçerken, ışıklar içinde yüzen Kâzimiye vb. camileri bir görüp bir kaybederken kendimizi Binbirgece Masalları’nda bir çocukluk rüyasını yaşıyor gibi hissediyorduk…

Görkemli Azamîye Camii’nin yanındaki otoparka park ettikten sonra abdestlerimizi güzelce tazeleyerek Camie girdik. Yatsı namazını kıldık. İmam A’zam Ebu Hanife(r) ‘nin kabrini ziyaret ettik, Fatihalar, Yasinler okundu, teheccüdler kılındı… Baddaniyesine bürünen bir kenara kıvrıldı. Yorgunluğun da etkisiyle ezan sesiyle uyanıncaya kadar iyi bir uyku çektik.

Sabah namazından sonra Dicle kenarında mükemmel bir kahvaltı yapıldı. Çaylar kaynatıldı, zeytinler, peynirler servis yapıldı. Evlerden gelen börekler, çörekler zuhur etti. Fotoğraflar çekildi, hatıralar tesbit edildi. Kahvaltıdan sonra da Kâzımiye’ye ve Abdulkadir Geylaniye’ye gidildi, ziyaretler yapıldı, bilgiler derlendi. Daha sonra Kerbelâ’ya hareket edildi.

Emperyalizmin ekmeğine yağ sürmekten başka makul ve mantıklı anlamını bulamadığımız mel’un savaşın sefaletini yaşayan çocuklar. Otobüsümüzü saran, elma, portakal, ekmek isteyen masum çocukların içimizde bıraktığı buruklukla ayrıldık Bağdat’tan. Bu tür savaşları ekonomik çıkarları için körükleyen emperyalistlerle buradaki sefaleti, küçük çapta da olsa ticari amaçla değerlendirenler arasında acaba bir benzerlik yok muydu?

Kerbela’nın sosyal ve kültürel yapısı da kafilemizi, içinden çıkılmaz duygulara sürükledi, Yüce İslam çizgisinden sapmaların değişik boyutlarına ve yansımalarına tanık oluyorduk buralarda.

Birkaç saatlik gezintiden sonra Ar’ar Gümrük Kapısı’na hareket ediyoruz.

Uzun bir gece yolculuğu. Engin çöllerde uzanan ve ufuklarda tükenen

yollar… Yaptığımız on beş yirmi dakikalık molalarda yıldızları seyrediyoruz doya doya… Mehtap ve yıldızlar bir başka güzel burada. Çölün sessiz ve sakin enginliğinde ne bir far ışığı ne bir elektrik aydınlığı var görünürlerde… Çocukluğumda babamla yaptığımız gece yolculuklarını anımsıyorum. Şuna “Altıkardeş” derdi babam, şuradakine de “kutup yıldızı”. Daha birçoklarının adları vardı. Şu dikdörtgen şeklinde sıralanmış olanı mesela. Hepsini unuttuk gitti. Şimdi yaşadığımız ise, ifadesi güç duygular. Çocukluk anıları mı, bazı bilgi kalıntılarının hafızada bulanık birer tahayyülü mü? Abdullah b. Revaha’nın Mu’te yolunda, devesinin üzerinde çölün bu haline şiir söylemesi acaba aynı duyguların sonucu muydu?

Ar’ar’dan onbeş saat gibi uzun bir bekleyiş ve işlemlerden sonra yolumuza devam ettik

Sakâkâ’da akşam namazını kıldık, yemeğimizi ön aperatif olarak aldık ve hemen yola devam ettik.

Sabah namazını Medine’ye beş km kadar yakın bir yerde kıldık. Orada kahvaltımızı yaptık. Otobüsümüze bindik ve büyük bir aşk ve heyecanla Medine’ye doğru yolumuza devam ettik

Bu arada bütün yolculuğumuz boyunca öğretmen arkadaşlar özlü bilgilerle, gerekli açıklamalarla kafileye yararlı olmaya çalışıyorlardı. Ayrıca yanımda götürdüğüm Mu’te Destanı, Musab b. Umery, Akif’ten Şiirler, Hicret, Afganistan, Kur’an-ı Kerim Mevlâna’dan Şiirler gibi kasetleri belirli arlıklarla dinletiyorduk. Üzeyir Arı Bey şiir okumasıyla temayüz

Etmişti aramızda... Adapazarı’nda Eskişehir yoluna girince Geyve yollarında Sakarya nehri boyunca Üstat Necip Fazıl Kısakürek’in ‘Sakarya Türküsü’nü okuyarak bu konudaki başarısını bizlere kanıtlamıştı. Kendisinden rica ettik. Medine-i Münevvere’ye yaklaştığımız bu dakikalarda da bizlere Mehmet Akif’in “Necit Çöllerinden Medine’ye” adlı şiirini okudu. Bu arada selavât-ı şerifeler, tekbirler okunuyor, telbiye getiriliyordu…

İfadesi zor bir sevinç ve coşku içerisinde Münevver Medine’ye girdik. Mescid-i Nebevî’nin geniş avlusunun kenarından papatya görünümlü lâmbalar göründüğünde ve hatta Resulüllah (SAV)’ın metfun bulunduğu yerin üstündeki yeşil kubbeyi (Kubbe-i Hadra) gördüğümüz zamanki duygularımızı anlatmaktan kalem ve sözler aciz kalsa gerektir.

Medine’de,önce Mescid-i Nebevi’de namaz kılındı.Efendimizin kabr-i şerifi ziyaret edildi.Hucre-i Saadet ile Minber-i Nebi arasındaki “Ravza” denilen ve hadis-i şerifde Cennetten bir yer olarak ifade edilen kısımda namaz kılınıp dillerin döndüğünce dualar edildi.Hz.Ebû Bekir,Hz.Ömer Efendilerimizin kabirlerinin bulunduğu yerler,Cibril Kapısı denilen yer, Ravza,Mihrab-ı Nebî ve Üstüvane-i Aişe-i Sıddîka denilen yerler ziyaretçilerin dua için daha çok iltifat ettikleri yerler olarak dikkati çekti.Daha sonra Cennetu’l-Bâkıa ziyaret edildi ve otobüse dönüldü.Zira Medine’de dönüşte kalacak ve daha ayrıntılı gezecektik

Medine’ye yirmi km kadar uzaklıkta bulunan Zülhuleyfe adlı mîkad yerine vardık. Orada ihrama girdik ve telbiyelerle, tekbirlerle, salâvat-ı şerifelerle Mekke’ye hareket ettik.

Beş saat kadar uzun bir yolculuktan sonra Mekke’ye varmıştık. Önce eşyalarımızı otele bıraktık. Kafilenin odalara dağılımını yaptık. Eşyalar odalara taşındı. Hemen topluca doğru ‘Babusselâm’a gittik. Elimizdeki rehber kitabın ve geçen seneki tecrübelerimizin ışığında içeri girdik. Kimsenin başını kaldırıp bakmamasını söyledik. Belli bir yakınlığa ulaşınca hep birlikte başımızı kaldırarak doyasıya ‘Beytullah’ı temaşa ettik… Beyazlara bürünmüş her renk, her ırk ve her dilden insanlar kelebekler gibi etrafında tavaf ediyordu. Oradaki duygularımızı da ifade etmemiz çok zor. Bu; ancak orada, yaşanarak hissedilir.

Kâbe’yi ilk gördüğümüzde dualar ettik, Rabbimizden dileklerde bulunduk. Daha sonra ‘zemzem’ ile abdestlerimizi tazeledik, kana kana soğuk zemzem içtik kaynağından. Sonra tavafımızı yaptık, sa’yimizi tamamladık. Ardından tıraş olarak umremizi tamamlamış olduk.

Mekke’de tam yedi gün kaldık. Orada geçen günlerimiz çok hareketli, dolu ve bereketli geçiyordu. Bunlara kısaca değinecek olursak;

a) Bulduğumuz her fırsatta Ten’îm’e giderek ihrama girmek suretiyle anne-babamız ve yakınlarımız niyetine umreler yaptık.

b) İstanbul’dan veya geçen yıldan tanıştığımız kimselerle buluştuk. Davetlerine gittik. Yeni arkadaşlar edindik. Yepyeni ve samimi din kardeşliği üzerine kurulu dostluklar edindik. Yalnız Allah için birbirini seven dostluklardı bunlar.

c) Arafat, Müzdelife, Mina, Akabe, Sevr, Cebel-i Nur (Hira) bölgelerine, Ummu’l-Kura’da doktora yapan bir Türk kardeşimiz rehberliğinde bir günlük gezi yaptık. Abdullah Özcan adlı bu kardeşimiz daha birçok konuda bizimle ilgilendi, bizlere yardımcı oldu ve rehberlik yaptı. Onun ve arkadaşlarının yakın ilgilerini unutmamız mümkün değil. Burada teşekkür ve dualarımızı arz etmeyi borç bilirim.

d) Önceden tanıştığımız Ummu’l-Kura Üniversitesi profesörlerinden Hüsameddin es-Sâmerrâi’nin daveti ve yardımıyla Ummu’l-Kura Üniversitesini gezdik. Çok büyük bir yakınlık, sevgi ve alaka ile karşılandık. Üniversite’nin çeşitli fakültelerini, kütüphane, müze, dil enstitüsü, medeniyet tarihi arşiv ve atölyeleri, öğrenci temsilcilikleri, dekanlar ve üniversite rektörlüğü ziyaret edildi. Çaylar, meşrubatlar içildi üzerinde ülkemizi tanıtıcı bilgiler verildi ve üniversitenin çalışmaları, öğrenci kabul esasları, istihdam alanları ve şekilleri ile ilgili bilgiler derlendi.

e) Aynı üniversitenin öğretim üyelerinden ünlü İslam bilgini Muhammed Kutup’un Türkiye’den gelen kafilelerden yalnız öğretmenlere hitaben verdiği konferansa öğretmenler olarak katıldık. Konferansı teybe almayı da başardık ve bir anı olarak yanımızda getirdik. Muhteva ve yer olarak bizler için çok anlamlı idi.

f) Yine aynı üniversitenin değerli öğretim üyelerinden, eserleriyle dünya çapında tanınmış tefsir bilgini Muhammed Ali es-Sâbûnî’den bir konferans izleme fırsatı bulduk. Oradaki Türk öğrencilerin yardımı ve delaletleriyle adı geçen Üstad, otelimizin çatı katında düzenlenen konferans salonuna getirildi ve orada topluca dinledik, sohbet ettik. Bu sohbet öğretmen ve öğrencilere yönelik oldu. Bu da bizim için zor erişilen bir fırsat ve çok güzel bir anı oldu. Yine bu sohbeti de bir kasetle tespit ederek yanımızda getirme imkânı bulduk.

g) Aynı yerde bir gece de bir slâyt gösterisi düzenlendi. Bu gösteride özellikle Mekke ve Medine’de gezilip görülen yerler tek tek hac mevsiminde ve hac mevsimi dışında tespit edilmiş görüntülerle sunuldu. Ayrıca kısa bilgiler de verildi bu yerler üzerinde.

h) Otobüsümüzle Cidde’ye bir gezi yaptık. Az da olsa kentin ana caddelerine, Kızıldeniz sahillerine, limanına, havaalanına, biraz da çarşı-pazarına tanık olduk kafilece.

Yukarıda sıraladığımız etkinlikler dışında Beytullah’da ibadet edildi. Tavaflar yapıldı, bazı görülmesi gereken yerler imkân ölçüsünde gezildi, görüldü. Çarşı-pazarda alışveriş yapıldı…

Kâbe’mizi müşahhas olarak görmenin manevî hazzı ve insanlara yaptığı tesirin büyüklüğü zaten anlatılamaz. Günün yirmi dört saatinde farz namazları dışında bir saniye dahi olsa bir zaman süresince tavaftan boş kaldığını göremedik. Bunun ‘minel ezel ilel ebed’ böyle olduğu ve olacağı doğrudur. Medine’de Resulullah (SAV)’ın kabri çevresinde ağlayan insanlar, Mekke’de Kâ’be’nin örtüsüne tutunmuş saatlerce gözyaşı döküyorlar. Acaba Kâ’be’nin tavafı esnasında Cenab-ı Hakk’ın kişiyi tuttuğu ruh tasviyesine, nefis muhasebesine, gönül murakabesine buradan başka bir yerde nasıl erişilebilir? İnsanı can evinden kucaklayan Kâ’be, onu ummanda bir katre haline getiriyor ve etrafında döndürüyor, döndürüyor... Hak nasip ede, görene de görmeyene de...

Mekke’de görülmesi gereken Cennetu’l-Muallâ, Mescid-i Cinn, peygamberimizin doğduğu ev, Osmanlılardan kalma kışla, Ecyad Kale’si, kütüphane, vb. yerler de görüldü.

Mekke’den ayrılışımız çok zor odlu. Beytullah’ın önünde bir tur atarak, tekbirlerle, tehlilerle ayrılıyorduk. Telbiyeler ve tekbirler hüngürmelere ve ağlama seslerine karıştı, kimse gözyaşını tutamıyordu.

Cidde üzerinden Medine’ye döndük. Adresler alındı, verildi. Sorulan sorular

Mescid-i Nebevi’nin yakınına geldiğimizde ikinci ezan (sabah ezanı) okunmaya başladı. Sabahın sessizliğini bozan ayak sesleri (terlik sesleri bunlar) ile insanlar akıyordu mescide doğru. Medine’nin kendine özgü makamıyla sabah ezanını soluduk doya doya. Bu ağaran gün, bu akan sel, bu minarelerden ve hoparlörlerden dökülen ezan ölüleri diriltir, taşları secdeye kapandırır, ölü gönüllere hayat verirdi şüphesiz.

Medine’deki günlerimiz de çok verimli ve bereketli geçti. Mekke’de edindiğimiz arkadaşlarımızdan Atallah ve Muhammed Şükrî bizimle birlikte Medine’ye gelmişlerdi. Orada kısa da olsa beraber olduk, birlikte gezdik, kardeşliğimizi pekiştirdik, dostluğumuzu, sırf Allah için olan sevgimizi silinmez harflerle nakşettik hatıralarımıza ve onları tek tek uğurladık evlerine, işlerine. Tekrar buluşma, yazışma dileği ile birbirimizi asla unutmama, ilgiyi koparmama sözü vererek...

Medine’de de Adnan, Bâsim. Rahmetullah... gibi yeni arkadaşlar, dostlar edindik. Onların rehberliğindeUhud Şehirliği’ni ve Cebel-i Rumâ’yı, Ayneyn Geçidi’ni gezdik. Oradan tamir halinde olan Mescid-i Kıbleteyn’i ziyarete gittik. Hemen yakınında bulunan Seb’u Mesacid’i (Yedi Mescidler) gördük. Orada, Hendek Savaşı’nda Müslüman ordusunun hareket alanı üzerinde Ebû Bekir, Ömer, Ali, Fâtımâtuz Zehra, Selman-ı Farisî hazretlerinin adına yapılmış mescidlerde tek tek tahiyyatul Mescid kıldık. Daha sonra, Kur’an’da “temeli takva üzerine kurulan ilk mescid” olarak adına işaret edilen ve bizzat Peygamberimizin dahi yapılışında bir işçi gibi çalışıp, öteki çalışanlara da dua buyurduğu Mescid-i Kuba’yı ziyaret ettik. Öğle namazını orada kıldıktan sonra otelimize döndük. Tabii bu mescidler ilk yapıldığı andan buyana çok tamir görmüşlerdi. Kuba’nın son tamiri ise henüz bitirilmemiş, devam ediyordu.

Medine’de kalan günlerimizi Harem-i Şerif’te ibadet ederek geçirmeye çalıştık. Ama vaktimizin büyük bir kısmını çarşı-pazarın aldığını üzülerek de olsa itiraf etmeliyiz.

Ve nihayet cuma günü sabah namazından sonra valizlerimizi otobüse yükledik, yol için hazırlıklarımızı yaptık. Cuma namazından

Sonra otele döndük, yemeğimizi yedikten sonra otobüse toplandık ve memleketimize hareket ettik.

Adnan ve Basim, arabalarıyla şehrin dışına kadar bize öncülük ettiler. Oradan korna ve elsallaşmak suretiyle onlara ve Medine’ye veda ederek yola koyulduk.

Üç gün üç gecelik yolculuktan sonra salimen evlerimize ulaşmış olduk, elhamdu lillah!..

Yolculuğun ve sefer meşakkatinin bünyesinde getirdiği bir takım doğal ve önemsiz sıkıntılar bir yana bırakılırsa, kafilemiz, iyi bir uyum ve ahenk içerisinde gezisini tamamlamıştır. Öğrencilerimizin, bizim uyarılarımızı ve talimatlarımızı dinlemede gösterdikleri duyarlık ve bizlere itaatleri, bundan sonraki geziler için iyi bir temel ve örnek olduğu kanaatindeyim. Ayrıca gezi, amacının net bir şekilde belirlenmesi ve en iyi ölçüde gereken yerlerin görülmesi, bilgi edinilmesi gibi hususların baştan sona gözetilmeye çalışılmasını burada kayda değer buluyorum. Bu arada kafilemizin yolda ve özellikle otellerde, çok kısa sürelerde hazırlamak ve yemek zorunda kaldığı yemeklerle ve içmek zorunda kaldığı çaylarla Türk mutfağının yeni çeşniler kazandığını da belirtmek isterim!..

Birçok kafileden farklı olarak, otobüsümüzün bagajına depoladığımız erzaktan hem ibret hem de örnek olması için kısaca söz etmek istiyorum. Durumu iyi olan birkaç velinin katkıları ile bütün kafilenin yararlanacağı bir ‘erzak ambarı’ oluşturmuştuk. Bunun çok yararını gördük. Mesela beş koli konserve, üç koli çorbalık, kırk kg. zeytin, yirmi beş kg. peynir, bir çuval patates, yarım çuval soğan, beş kg. sıvı yağ, altı kg. salça, iki kasa portakal, iki sandık elma, bir sandık limon. Ayrıca tuz, bardak, dört tane büyük çaydanlık, üç tane büyük tencere, bir tane kazan, kepçeler, açacaklar, yarım koli peçete, çamaşır tozu, bulaşık deterjanı, kırk paket çay, bir koli kesme şeker, bir miktar bardak vb bütün ihtiyaçlarımızı depoladığımız için bunun çok kolaylıklarını ve yararlarını gördüğümüzü yukarıda belirtmiştik. Şüphesiz bu halimizle bizi Cahit Zarifoğlu’nun “Katıraslan”ındaki tilkiye benzetenler ve garipseyenler çıkacaktır; ama biz yine de böyle uzun yolculuklar için planlı hazırlıkların yararlarına inananlardan olmaya devam edeceğiz. Bununla da yetinmeyip, bunu bu tür geziler düzenleyeceklere içtenlikle öneriyoruz...

Yirmi günü aşkın bir süre devam eden ‘Ortadoğu gezimiz’i özet olarak da olsa anlatmaya çalıştım. Ancak şunu belirtmeliyim ki, böyle bir arada, çok çeşitli yerleri görmeyi imkân veren bir geziden söz ederken, bir kalemde her yönünü anlatmak mümkün değildir. Bu nedenle gezinin insan ruhunda haz, ufkunda da genişlik meydana getirdiği kanaatini belirtmek isterim.

Sözün burasında otuz iki öğrenci ve dört öğretmenden oluşan bizlere bu imkânın hazırlanmasında ve uygulanmasında bana yardımcı olan okul müdürümüz Ali Gürbüz Akyüz Bey’e, değerli meslektaşlarım Üzeyir Arı ve Yusuf Sarıkaya Beylere, bize gerek uğurlamada, gerek karşılamada, gerekse yol hazırlıklarında ilgi ve yardımlarını esirgemeyen arkadaşlara ve velilere, gezi esnasında birtakım hizmetlerin daha iyi yürümesi için gayret gösteren ve üzerine düşen sorumlulukları anlamada güçlük çeken arkadaşlarına da örnek olan öğrencilerimize burada teşekkürü borç bilirim.

HAYRİ BOSTAN

26.02.1987/PERŞEMBE

Galeri (10 görsel)

Eğitimci Yazar Hayri Bostan: "Umre Ziyaretlerimiz"
Eğitimci Yazar Hayri Bostan: "Umre Ziyaretlerimiz"
Eğitimci Yazar Hayri Bostan: "Umre Ziyaretlerimiz"
Eğitimci Yazar Hayri Bostan: "Umre Ziyaretlerimiz"
Eğitimci Yazar Hayri Bostan: "Umre Ziyaretlerimiz"
Eğitimci Yazar Hayri Bostan: "Umre Ziyaretlerimiz"
Eğitimci Yazar Hayri Bostan: "Umre Ziyaretlerimiz"
Eğitimci Yazar Hayri Bostan: "Umre Ziyaretlerimiz"
Eğitimci Yazar Hayri Bostan: "Umre Ziyaretlerimiz"
Eğitimci Yazar Hayri Bostan: "Umre Ziyaretlerimiz"

Yorumlar (0)

Yorum Yap

Yorumunuz onay sonrası yayınlanacaktır.

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!

İlgili Haberler

avrasyaninsesi.com, deneyiminizi geliştirmek için çerezler kullanmaktadır. Çerez kullanımına ilişkin detaylı bilgiye Çerez Politikası sayfamızdan ulaşabilirsiniz. Devam ederek çerez kullanımını kabul etmiş sayılırsınız.

Detay