Eğitimci Yazar Hayri Bostan Köşe Yazısı: Tanzimat Öncesi Türk Edebiyatında Roman
Eğitimci Yazar Hayri Bostan Köşe Yazısı: Tanzimat Öncesi Türk Edebiyatında Roman
Tanzimat’a kadar Türk edebiyatında romanın yerini destanlar, efsaneler, mesneviler ve halk hikâyeleriyle masallar tutmuştur. Bu türlerde imgesel ve irreel unsurlar ağır basmakla birlikte, (olay anlatma) temeline dayandıkları için romanla özdeş sayılabilirler. Bu bakımdan hikâye ve roman Türk edebiyatına Tanzimat’ın tanıttığı bir tür değildir. Roman bütün uluslarda olduğu gibi tarih boyunca Türk ulusları arasında da önceleri sözlü anlatışlarla başlamış, sonra din ve kahramanlık destanlarıyla menkıbelerle ve efsanelerle gelişmiştir. Uzun zamanlar, bunları anlatan manzumelerle ve manzum masallarla devam etmiştir.
Orta Asya’dan Anadolu’ya gelen Türkler, bir yandan (Dedekorkut) hikâyeleri gibi ulusal öyküleri bütünlerken, bir yandan da aynı çağlarda (Leyla ile Mecnûn), (Ferhat ile Şirin), (Yusuf ile Zeliha) gibi klasik romanlarını tanımaya ve benimsemeye başlamıştır. Türkler arasında sözlü bir gelenek halinde yaşayan ve bazen yazılı edebiyata da geçen (Ali ve Hamza) destanları, (Battalgazi), (Danişmentgazi) destanları, (Saltukname)ler, (Ebu Ali Sina) hikâyeleri sanat ve kültür hareketleri arasında yer alıyordu. Bunlara, halk hikâyeleri haline getirilen (Leyla ile Mecnun)lar, (Ferhat ile Şirin)ler ve benzerleri ekleniyordu. Ayrıca halk edebiyatının yeni vatanda yarattığı veya geliştirdiği (Kerem ile Aslı), (Asuman ile Zeycan), (Tahir ile Zühre), (Arzu ile Kamber), (Âşık Garib) ve benzeri hikâyeleri dillerde dolaşıyordu. Bütün bunlara (Hançerli Hanım) hikâyeleri, (Köroğlu) destanı, (Genç Osman) hikâyesi, meddah hikâyeleri ve sayısız halk masallarının eklenmesiyle halk arasında zengin, din, aşk, kahramanlık, tarih, ibret ve eğlence konulu bir hikâye edebiyatı ve hikâye hayatı dalgalanıyordu. (1) Eğer hikâye ve romandan kasıt bir şeyler dinleyerek –veya okuyarak- avunmak ise –bir manada elbet böyledir- dünyanın en lezzetli romanı şüphesiz (Binbirgece)dir. (2)
İbn Sina (980-1037)nın, dini görüşlerini sembolizme dayandırarak açıklamaya çalıştığı “Hayy b. Yakzan” adlı felsefî (roman)ını (3) da unutmamak gerekir. Daha sonraları İbn Tufeyl (...-1185) bu romanını genişletmiş ve insan ruhu ile (faal akl)ın ilişkisini düşünme yoluyle çözme; saf hakikati idrak etmek, “azınlıkta olan sağlam ve kâmil ruhlara mahsustur” iddiasını ispat etmek; felsefeyle dinî (cem) ve (telif) etmek, aralarında bir çelişkinin değil, uyumun olduğunu göstermek gibi sorunları çözmeye çalışmıştır. Bu romanda, tek başına, ıssız ve kimsesiz bir adada doğup yetişen bir kimsenin, dıştan bir telkin ve tesir olmadan Allah’ın varlığını nasıl bulduğunu anlatır. (4) XVII. Yüzyıl İngiliz romancısı Daniel Defoe (1660-1731)nin, ilk İngiliz ada romanı ve aynı zamanda ilk batı romanlarından sayılan (Robinson Crusoe)yu tek benzeri olan (Hayy b. Yakzan)dan adapte ettiği bilinmektedir. (5)
Doğu klâsizmine yön veren şiirdir. Nesir, şiiri uzaktan ve adım adım izler. Öyle şiirler hatta mısralar var ki, bugün onları anlatmak için hikâyeler, romanlar yazmak gerek. Doğu ile batının farkı, bu yoğun söyleyiştedir denebilir. Biri ne kadar kısa, yoğun söylerse, öteki o kadar uzatıyor, uzatıyor, uzattıkça insanın o kadar özünü yitiriyor. (6) Şiirin bu gücünü batıda itiraf edenler yok değil. Örneğin Michllot “yavan bir romanımız var. Neden? Çünkü şiirimiz yok, (Nous avons un fade roman. Pourquoi? Parceque nous n’avons pas de poésie.)” diyor. (7)
Romanın bu adla batıda ortaya çıkması ve orda oluştuğu gibi bize gelmesi, doğu toplumlarının son iki yüz yıldaki durgunluğu ile açıklanabilir. Yoksa tek tük örnekler, bir dünya görünüşünü ve yaşanılan yahut tasarlanan hayatı anlatan denemeler doğu kültüründe de var şüphesiz. Bunun sürekli olmamasını, nesir dilinin XVII. Yüzyılla XIX. Yüzyıl arasındaki kesintiye uğramasıyla açıklamak, sanırız en doğrusu. Evliya Çelebi (1611-1682) ile Ahmet Mithat (1844-1912) arasında sadece Girit’li Aziz Efendi (...- 1798) olmasaydı, örneğin (Müsameretname) birkaç nesil önce yazılsa da IV. Murat devri gerçekçi hikâyeleriyle bir noktada buluşabilseydi, elbette Türk edebiyatına ait ve adı (roman)dan çok başka bir (anlatı) türü daha ortaya çıkmış olacaktı. Bunun örneklerini Naima (81655-1716) ile Evliya Çelebi’de bulanlar az değildir. Onları yakın zamana kadar roman gibi okuyanlar vardı. (8) Tanzimat devrinin Türk romanında yaptığı yenilik ve değişiklik ise, daha çok imgesel ve mitolojik unsurlarla işlenen bu eski (şark-Türk) romanı yanına, romanın Avrupa’ya özgü gelişmelerine uygun, yeni bir roman tarzı ve yeni roman anlayışları getirmiş olmasıdır. (9)
Türlerin değişmesi bir bakıma da insanın değişmesi demektir. Önemli olan değişen insanın, değişik türlerde öz değerlerini koruması, insanı insan yapan yaradılış hikmetine uygun bir hayata adamasıdır. (10)
Sanatçı çağının tanığıdır bir bakıma.
O günler, kendini sözlü hikâyelerle, mesneviler ve benzeri edebi türlerle ifade ediyordu. Çağımızı da ancak roman kucaklayabilir. Şu var ki romanın bu fonksiyonu, yüzyıllardan gelen bir kültür birikiminden, yüzyıllardır gelişen bir dilden yola çıkmakla gerçekleşecektir sanırız. Bu yapılmadıkça ne Türk toplumu ne de bu toplumun insanı bütün boyutlarıyla giremeyecektir romana. Türk romancısı Tanzimat öncesi Türk edebiyatındaki (roman geleneği)nden kaynaklanmak, ondan yola çıkmak zorundadır en azından.
___
1)Banarlı, Resimli Türk Edebiyatı Tarihi, II,999.
2)Tanpınar, Edebiyat üzerine Makaleler,60.
3)S. Uludağ, İslam Düşüncesinin Yapısı,226.
4)Age,227.
5)Akşit Göktürk, Edebiyatta Ada,72-76(1976).
6)Miyasoğlu, Güzel Ölüm,77.
7)Sanat Olayı, Sayı:13, s.14.
8)Miyasoğlu, Muhacir,286.
9)Banarlı, age, s.999.
10)Miyasoğlu, Devlet ve Zihniyet, s.
Etiketler
Yorumlar (0)
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!
İlgili Haberler
Araştırmacı Yazar Halide Halid Köşe Yazısı: "Satılan Sadece Hayat Değil"
1 gün önce
Eğitimci Yazar Hayri Bostan Köşe Yazısı: "TÜRK ROMANINDA KAYNAKLANMA SORUNU ÜZERİNE"
1 gün önce
Beyza Aygün Köşe Yazısı: "Zamanın Değişimi"
2 gün önce
Gazeteci Yazar Yusuf Gül Köşe Yazısı: "TÜRKİYE'NİN KAYBOLAN GÜNDEMİ: SİYASİ TARTIŞMALARIN GÖLGESİNDE EKONOMİK GERÇEKLER"
3 gün önce
Dr. Muhammet Ağırakça Yazısı: "Türk Edebiyatının Arap Dünyasına Açılımı Öyküsü /TULIA: Bir Köprünün İnşa Hikayesi"
3 gün önce
