Eğitimci, Şair Yazar, Gazeteci Canan Çakar Köşe Yazısı: "Sarsılan Kolonlar, Eğilen Teraziler: Hak ve Hukukun Gerçek Sınavı"
Eğitimci, Şair Yazar, Gazeteci Canan Çakar Köşe Yazısı: "Sarsılan Kolonlar, Eğilen Teraziler: Hak ve Hukukun Gerçek Sınavı"
Bir toplumun ayakta kalmasını sağlayan gizli kolonlar vardır; gözle görülmezler ama çöktüklerinde tüm binayı başımıza yıkarlar. İşte o kolonların adı: Hak ve Hukuktur. Bugün ne yazık ki bu iki kavramı, anlamını tüketene kadar meydanlarda bağırdığımız ama hayatın pratiklerinde köşe bucak kaçırdığımız birer slogana dönüştürdük. Oysa hak ve hukuk, soyut birer felsefi terim değil; insanın ekmeği, suyu ve en önemlisi onurudur.
Hak Doğulur, Hukuk Korur
Hak, insanın sadece "insan" olmasından ötürü göğsünde taşıdığı o dokunulmaz cevherdir. Doğduğumuz an tenimizin rengine, cinsiyetimize, cüzdanımızın kalınlığına bakılmaksızın bize bahşedilen yaşama, düşünme ve emeğinin karşılığını alma özgürlüğüdür.
Hukuk ise, bu cevherin etrafına örülmüş koruyucu zırhtır. Güçlünün zayıfı ezmesini engelleyen, "sen benden daha güçlü olabilirsin ama arkamda hukuk var" diyebilme güvencesidir.
Hukukun bittiği yerde hak, sadece güçlü olanın imtiyazına dönüşür
Terazi Neden Bozulur?
Bugün sokaktaki kime dokunsanız bir "hak" feryadı duyuyorsunuz. Peki, herkesin hak aradığı bir yerde, bu adaletsizlik hissi neden bu kadar büyüyor? Çünkü hak ve hukuk kavramını fena halde bencilce yorumlamaya başladık:
Bana Hak, Sana Yasak: Kendimiz için istediğimiz özgürlükleri, hakları ve adalet standartlarını, bizden olmayana ya da bizim gibi düşünmeyene çok görüyoruz.
Güce Göre Esneyen Kurallar: Hukuk, güçlüye çarptığında bükülen, zayıfa çarptığında ise ezen bir duvara dönüştüğü an meşruiyetini kaybeder.
Liyakatin Gaspı: Hakkın en çok çiğnendiği yer, hak etmeyenin öne geçirildiği, alın terinin arkaya itildiği anlardır.
Güçlülerin Hukuku mu, Hukukun Gücü mü?
Bir toplumun gelişmişlik düzeyi, gökdelenlerinin yüksekliğiyle değil, mahkeme salonlarında ve sokaklarında hukukun ne kadar güçlü olduğuyla ölçülür. Eğer bir ülkede insanlar haklarını ararken "başıma bir iş gelir mi?" kaygısı taşıyorsa, orada terazinin dengesi çoktan bozulmuş demektir.
Son Söz: Hak Verilmez, Hak Bilinir
Hak ve hukuk mücadelesi, sadece avukatların ya da hakimlerin omuzlarına yüklenecek bir mesleki faaliyet değildir. Bu, hepimizin ortak yaşam davasıdır. Bir başkasının hakkı çiğnenirken başını çeviren her insan, aslında kendi hukukunun idam fermanına imza atmaktadır.
Unutmayalım ki; adalet, mülkün yani devletin ve toplumsal huzurun temelidir. O temel sarsıldığında, hiç kimse kendi korunaklı dünyasında güvende kalamaz. Hakka saygı duyulan, hukukun üstün olduğu bir yarını inşa etmek, lütuf değil, geleceğimize olan en büyük borcumuzdur.
"...Geleceğe olan bu borcu ödemek, hepimizin omuzlarındaki en kutsal sorumluluktur. Adaletin sadece güçlülerin değil, tüm insanlığın nefesi olduğu, terazinin hiç şaşmadığı adil bir dünya düzeninin kurulması temennisiyle; vicdanımızın aydınlattığı güzel yarınlara, iyi ve adalet dolu günlere..."
Etiketler
Yorumlar (0)
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!
İlgili Haberler
Beyza Aygün Köşe Yazısı: "Aslı Bilinmeyen Gülümsemeler"
5 saat önce
Şair Yazar Mustafa Söğüt Köşe Yazısı: "Kalbi Güzelleştirmek Gerek"
6 saat önce
Şair Yazar Elvin Mütaliboğlu Köşe Yazısı: "Kanunlar Kalemle Yazılmadıkça"
7 saat önce
Yazar, Sanat Yönetmeni Ömer Murat Şen Köşe Yazısı: "El Freni Çekili Türkiye"
10 saat önce
Yazar, Sanat Yönetmeni Ömer Murat Şen Köşe Yazısı: "Bir Paltonun Ardındaki Büyük Toplumsal Eleştiri: Gogol'ün "Palto"su"
1 gün önce
