Avrasyanın Sesi - Tarafsız Okuma
Reklam

Bağımsız Türkiye Partisi Sözcüsü Lütfullah Önder: "TÜRKİYE BÜYÜYOR MU, YOKSA YENİ BİR JEOPOLİTİK TUZAĞA MI ÇEKİLİYOR?"

Bağımsız Türkiye Partisi Sözcüsü Lütfullah Önder: "TÜRKİYE BÜYÜYOR MU, YOKSA YENİ BİR JEOPOLİTİK TUZAĞA MI ÇEKİLİYOR?"

| | 3 dakika okuma | 41 görüntülenme
Lütfullah Önder - BTP Sözcüsü
Lütfullah Önder - BTP Sözcüsü
Paylaş:

Son günlerde Bağımsız Türkiye Partisi Sözcüsü Lütfullah Önder'in gündeme taşıdığı "Türkiye'yi suni şekilde şişirip patlatma" iddiası, sadece bir siyasi partinin değerlendirmesi olarak görülüp geçiştirilemez. Çünkü bu açıklama, uzun yıllardır Türk siyasetinde ve strateji çevrelerinde tartışılan çok daha büyük bir soruya işaret ediyor:

Türkiye gerçekten güç merkezine mi dönüşüyor, yoksa büyük güçlerin hesaplarında kendisine biçilen yeni bir rolü mü üstleniyor?

Bağımsız Türkiye Partisi Sözcüsü Lütfullah Önder: "TÜRKİYE BÜYÜYOR MU, YOKSA YENİ BİR JEOPOLİTİK TUZAĞA MI ÇEKİLİYOR?"

Uluslararası ilişkiler tarihine baktığımızda büyük devletlerin doğrudan işgal yerine bölgesel ortaklar üzerinden hareket etmeyi tercih ettiklerini görüyoruz. Amerika Birleşik Devletleri de Soğuk Savaş'tan bu yana dünyanın farklı bölgelerinde zaman zaman "vekil güçler" üzerinden etkisini sürdürmeye çalıştı.

Bugün Orta Doğu yeniden şekilleniyor.

Suriye'de dengeler değişiyor.

Irak'ta yeni siyasi arayışlar yaşanıyor.

İran ile Batı arasındaki ilişkiler farklı bir boyuta taşınıyor.

İsrail merkezli güvenlik politikaları bölgeyi yeniden etkiliyor.

Bütün bu gelişmelerin ortasında Türkiye doğal olarak dikkatlerin merkezine yerleşiyor.

Çünkü Türkiye sıradan bir ülke değildir.

Üç kıtanın kesişim noktasındadır.

NATO üyesidir.

Türk dünyasıyla bağları vardır.

İslam coğrafyasında etkili bir ülkedir.

Avrupa ile ekonomik ilişkileri güçlüdür.

Bu özellikler Türkiye'yi değerli kıldığı kadar riskli bir konuma da taşımaktadır.

Tarih bize bir gerçeği öğretmiştir:

Bir ülkenin büyümesi ile büyütülmesi aynı şey değildir.

Gerçek büyüme; üretimle, bilimle, teknolojiyle, eğitimle, hukukla ve ekonomik bağımsızlıkla gerçekleşir.

Dışarıdan verilen rollerle gerçekleşen büyüme görüntüsü ise çoğu zaman geçici olur.

Osmanlı Devleti'nin son dönemlerine bakıldığında da büyük güçlerin çeşitli vaatlerle bölgesel aktörleri farklı hedeflere yönlendirdiği görülmektedir. Sonuçta kazananlar genellikle projeyi hazırlayanlar, kaybedenler ise sahada mücadele edenler olmuştur.

Bugün Türkiye'nin önündeki en önemli soru şudur:

Ankara kendi milli stratejisini mi uyguluyor, yoksa küresel güçlerin oluşturduğu senaryolar içinde kendisine ayrılan rolü mü oynuyor?

Bu sorunun cevabı yalnızca iktidarı değil, muhalefeti de ilgilendiriyor.

Çünkü mesele parti meselesi değil, devlet meselesidir.

Türkiye'nin bölgesel liderlik hedefi elbette olabilir.

Ancak bu hedef ekonomik güce dayanmıyorsa, teknolojik bağımsızlıkla desteklenmiyorsa ve toplumsal birlik sağlam değilse, dış politikadaki genişleme hayalleri ciddi maliyetler doğurabilir.

Bugün dünyanın en güçlü ülkeleri bile ekonomik krizlerden, göç baskısından ve güvenlik sorunlarından etkilenmektedir.

Bu nedenle Türkiye'nin önceliği yeni coğrafi hayaller değil; mevcut sınırları içerisinde refahı, üretimi ve milli birliği güçlendirmek olmalıdır.

Türkiye'nin ihtiyacı hamasi söylemler değil, sağlam devlet aklıdır.

Dış politikada heyecan değil hesap gerekir.

Tarih, kendisine biçilen rolü oynayan devletleri değil; kendi kaderini kendi yazan milletleri hatırlar.

Belki de bugün sorulması gereken en önemli soru budur:

Türkiye başkalarının çizdiği haritalarda mı ilerleyecek, yoksa kendi yol haritasını mı çizecek?

Geleceğin cevabı, işte bu tercihte saklıdır.

Yorumlar (0)

Yorum Yap

Yorumunuz onay sonrası yayınlanacaktır.

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!

İlgili Haberler

avrasyaninsesi.com, deneyiminizi geliştirmek için çerezler kullanmaktadır. Çerez kullanımına ilişkin detaylı bilgiye Çerez Politikası sayfamızdan ulaşabilirsiniz. Devam ederek çerez kullanımını kabul etmiş sayılırsınız.

Detay